AHLAKSAL BİR ÇÖKÜŞÜN ANATOMİSİ

Abone Ol

İmkanları kısıtlı küçücük bir belediye, halktan toplanan emlak vergilerini, su paralarını, pazarcılardan toplanan paraları biriktirdi; ilçeye güzel bir park kazandırmak için adeta yemedi içmedi, her kuruştan tasarruf etti. Uzun çalışmaların ardından nihayet o şirin park tamamlandı: Çocukların neşeyle koşturacağı, gençlerin spor yapacağı, emeklilerin gölgesinde huzurla sohbet edeceği bir nefes alanıydı artık burası.

Parkın açılış günü ilçenin protokolü, eşrafı, meraklıları ve siyasileri oradaydı. Dualar edildi, "gelenek" adı altında bir koçun kanı akıtıldı. Müftü uzun bir dua okudu; kimse içeriğini tam anlamasa da hep bir ağızdan "Amin!" sesleri yükseldi.

Tören biter bitmez parka ilk koşanlar, sınır tanımaz ailelerin şımarık çocukları oldu. Çok geçmeden aylarca süren emeğin ürünü olan salıncakların zincirleri zorlanarak kopartıldı, kaydıraklar kırıldı, çiçekler köklerinden sökülüp çevreye fırlatıldı. Yetkililer, durumu görüp ailelerle konuşmaya çalıştıklarında ise sert bir duvarla karşılaştılar. Cümleler hep aynı sırayla kuruluyordu:

"Benim çocuğum yapmaz!" ile başlayan savunma, "Çocuktur, yapar" ile devam ediyor, "Çocuğuma dokunanı yakarım!" tehdidiyle son buluyordu.

Güneş batıp hava kararınca bayrağı "ahlaksal sorunu olan" gençler devraldı. Yediler, içtiler, parkın tüm imkanlarını hoyratça tükettiler. Sabah belediye işçileri geldiğinde manzara korkunçtu: Her yer şişeler, poşetler ve müstehcen atıklarla doluydu. Kamera kayıtlarından tespit edilenler polise şikayet edildi.

Ancak polis baktı ki; bu gençler ilçenin "ileri gelenlerinin" çocukları... "Belediye şikayetçi, biz bir şey yapamayız" diyerek alttan almaya çalışsalar da veliler çoktan savunma hattını kurmuştu: "Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Kendine tayin edilecek yer beğen!"

Öğle saatlerine doğru bu kez emekliler doldurdu bankları. Ellerinde çekirdek poşetleri; kabuklar yerlerde, meyve artıkları savrulmuş, takma dişini düşürenlerden tutun da etrafı saran o ağır kokuya kadar park bir çöplüğe döndü. Belediye, dini duygularla bir farkındalık yaratması için imamdan yardım istemeye gittiğinde; imamın vaazı parkın temizliğini değil, umre kayıtlarını ve dolar kurunu kapsıyordu.

Güzelim park, beldenin başına bela olmuştu artık. Gündüzü ayrı, gecesi ayrı bir dertti. Bakım maliyetleri katlanmış, her türlü niteliksiz eylemin merkezi haline gelmişti. Çiçeği burnunda yeni başkan sinirden titreyerek, "Hizmet insana yapılır!" diyordu. Eski başkan ise bıyık altından gülerek cevap veriyordu: "Vaktinde muhalefetteyken bana demediğini bırakmamıştın..."

Yerel basın "Ceza kesin, önlem alın!" diye manşet atıyordu ama siyasilerin aklında tek bir soru vardı: "Ya küser de seçimde oy vermezlerse?"

Okulda öğretmenler öğrencilere en yüksek puanı aldırma peşinde, camide imamlar en fazla umreci toplama derdinde, polis sürgün yememe telaşındaydı. Atanmışların tayin korkusu, seçilmişlerin oy kaygısı; her kesimi bir koltuk ve menfaat hırsı sarmıştı. İyilerin sesi korkudan çıkmıyor, kötüler ise meydanda at koşturuyordu.

Sorun ahlaksaldı; herkes biliyordu ama herkes susuyordu…