BAK Bİ!

Abone Ol

Bak ki göresin görüneni. Görünmeyeni karıştırmayayım derim ve lâkin en gerçek olan görünmeyen bir nefestir aslında. Görünmeyeni gaip sanmayın. Gelin bakin ki memleket ne garip haldedir.

Rumî Hazretleri “Ne olursan ol; gel.” dedi. “İpini koparan gelsin” demedi. “Ol” ve sonra “Gel” dedi. “Ol” dedi.

“Ne yapıyorsun Bahadır?”

‘Rahatsız etmeyin. Olmaktayım.’

“Ne?”

‘Olmaktayım diyorum. Dikkatimi dağıtmayın!’

Garip bir haldeyiz. Herkes bunun farkında. Hatta elin Fernandao, Ramires, Juan’ı falan bile haberdar bizim halimizden. Yahu Türk Liramız’ın alım gücü yarısı işgal olmuş Ukrayna parası ile aynı! Aynı yahu! Mecaz, kinaye falan değil! Hakikaten aynı!

Ya siz bizimle kafa mı buluyorsunuz be!? Yahu 20 sene evvel limon dediğimiz pazarda çocuklarca iki kasanın üzerinde tanesi 10 Kuruş’tan satılıyordu. Limon pazarda ana tezgahlara bile çıkmazdı. Çünkü herkesin ihtiyacıydı limon. Limon mutfağımızın vaz geçilmezi. Neredeyse her yemeğimizde var. Utanmıyor musun hükümet? Ha? 100 Lira oldu limon! Soğan… Mutfağımızın temel bileşeni. Neydi? Ne oldu bugün? Bebek bezi. Niye hep ihtiyaçtan da öte zaruret olan ürünlerin fiyatlarını gariplere yaraşır derecede alınması güç hale getiriyorsun? Bu resmen devlet zorbalığı. Devlet vatandaşı dövüyor ve “Yerel seçimlerde bana oy vermedin ha?! Al! Soğan 70 Liracık!” diyor.

Yahu bir BJK forması alayım dedim. 4-5 yaşlarında çocuk için. Ya bende bir tuhaflık var ya da bu acayip bir durum: Çocuk forması normal formadan pahalı! Lâhavlevelaguvveteillahabillahaazim… Yahu normal formanın çeyreği kadar! Daha az kumaş, daha az işçilik ve ancak daha kollavi fiyat! Yahu birileri bir “Dur!” desin yav! Bir “Dur!” be!

Çakmak yanmıyordu. İnatla defalarca denedim. Artık hızla üst üste çakıyordum ki neredeyse 30 defa çaktıktan sonra yandı ve ancak ben seriye bağladığım için duramadım. Gıcık çakmak.

Temizlik işleri 1: Kızların ayakları neden kokmuyor? Bunun sırrı nedir? Sorduğum kızlar hep “İğrençleşme!” falan diye atlatıyorlar beni. Daha doğru düzgün cevap veren olmadı. Uzun yürümedikleri için mi? Yani yanlış anlaşılmasın; durumdan şikayetçi değilim. Ve fakat 15 yaşımda arkadaşlarla üç gün üst üste giydiğimiz çorapları sevmediğimiz birinin arabasının içine gömmüştük. Yaz güneşinde bu çoraplar nasıl bir aroma ile arabayı doldurmuşsa adam avaz avaz bağırıyordu “Şerefsizleerr! Haydut hayvanlaaarr!”

Temizlik işleri 2: Taharetin ileri çağlarda bulunan bir uygulama olduğunu savunanlar var. Alakası yok halbuki. Bundan 60.000 yıl evvel mağara insanları bir dere ya da deniz kenarında yaşayınca su içinde ihtiyaç gideriyorlar ve görüyorlar ki bu daha rahat. Kaşıntı yapmıyor. Mis. Böylece erken çağlarda taharet kültürü gelişiyor. Yani “Batı tahareti öğrenemedi.” değil; Batı bu işin nasıl yapıldığını unuttu.

Yeşil Bıyık. Ne? Nesi tuhaf ki? Barbaros Hayrettin Kaptan-ı Derya’nın babası Oruç Reis’e Kızılsakal deniyordu. Çoğu tarihçi tuzlu su ve deniz havasının sakallarını kızıllaştırdığını söylese de yoğun miktarda kırmızı şarap tüketiyor olmuş olması muhtemeldir. Çünkü sonuçta kökü korsanlıktır. Hızır Reis ve yani nam-ı değer Barbaros korsanlıkta o kadar çok gemi ele geçirir ki Fransa Donanması’ndan

daha büyük bir armada sahibi olur. Bunun üzerine İstanbul der ki “Gel Donanma-yu Hümayûn’un başına geç bari.” İstanbul reddedilebilecek bir mertebe değildir o dönemde. İstanbul’un Avrupa krallarını atadığı bir dönemdir bu.

Yani demem o ki; yeşil bıyık çokta kötü bir fikir değil aslında.

Romeo ile Hülya:

“Hülya Hülya, sen ki derya ile buluşmak kaderînce akan su gibi, benim tek ve yegane menzilim senin güzel yüzünün…”

“Öf salak mısın sen ya?”

Tarkan piizlenince;

“Kurt, git şu kızları getir.”

‘Nasıl getireyim yav?’

“Ne bileyim… Şirinlik yap. Kuyruğunu falan salla.”

Türk’ün özel isimleri adlandırmada gösterdiği orijinallik ender uluslarda mevcuttur. İlk imparatorluğumuz olarak kabul ettiğimiz Hun İmparatorluğu’na isim olan “Hun” kelimesinin insan anlamına geldiğini biliyoruz. Sınırları Asya’nın bir ucundan bir diğer ucuna uzanan bir devlete “insan” ismini vermek gerçek bir uygarlık kalitesi göstergesidir.

Bugün Türkmenistan’ın başkenti olan Aşkabat… Şu ismin güzelliğine bakınız; “Aşka bat”… Biz böyle bir kültürüz işte: sevginin, birleştiriciliğin gücüne inanan bir milletiz.

Evlilik töreninde arkasını dönüp buketini atan gelinin “Saklayacağım ben onu.” diyerek buketi geri istemesi nedir yahu? Normal prosedür bu mu? Bilmediğim için soruyorum.

Günde bir günde anlatabileceğimden fazlası var.

Mehter Yürüyüşü’nü bilmeyene şunu diyorum; Koştur git!

Mehter Yürüyüşümüz’ü bilenlere ise sual şudur: Mehter Yüzüşü nasıldır?

Sakın siz bilmiyorsunuz diye öyle bir şey yok sanmayın.

Tabii tarihimizde şimdilere ilginç gelen bazı uygulamalarımız mevcut. Örneği yaz nalı, kış nalı uygulaması. Atlara yazın yaz nalı mıhlanır, kışın ise kış nalı çekilirmiş… Bizim yaz lastiği-kış lastiği mevzusu gibi. Demek ki atalarımızda sonunda dört mevsim nalda kanaat getirmişler.

Sağlık: Şimdi bana şunu söyler misin? Bu adam doğuştan tat alma duygusundan mahrum. Yani zerre tat almıyor adam. Ancak bu adam halen yemek yiyor. Bunu nasıl açıklarsın?

“Açıklamam mı gerek?”

‘İyi olur.’

“Sence yeni doğan ilk olarak dışkılar mı, yoksa beslenir mi?”

‘Ne alaka yahu? Ayrıca nerden bileyim ben. Her yeni doğan farklıdır herhalde.’

“Yani beslenme dürtüsü sadece tat alım ile ilgili değil. Koku da burada cezbedici bir rol üstleniyordur muhakkak.”

Yamyam Doktorlar Örgütü: “Hastalarımızın sorunlarını onların tadına bakarak muayene edip teşhis ediyoruz! İlimdir bu! Ver bir ısırık hemen anlayalım nedir sorunun.”

Ya… Ya… Bak bi; limon, soğan... neler oluyor bizlere? Halimiz yaman. Durumumuz per perişan. “Borçla Kurban kesmeyin” diye uyarırdı eskiden hoca. Artık diyemiyor. Çünkü başka yolu kalmamış zaar. Kurban konusunda Güney Amerika’dan ithal edilmiş büyük başlara güvenemiyorum. İslami şartlara uygun yetiştirilmediklerini biliyorum. Beslenmeleri esnasında helâl olmayan besi takviyeleriyle desteklendiklerini biliyorum.

Artık çoğu kişinin umurunda değil ki. Gelen et ne? Kaç kilo? Bunu hesaplıyor sadece… Bir süpermarkete “sipariş ediyor” Kurban’ı. Kurban Bayramı’nın adını “Et Bayramı”na çevirmeye çalışan limon-soğan kalpazanlarına teslim olmayacağız. Göğsünü şişire şişire “Benim milletim çile çekmeye alışıktır!” demişti çekile çekile bitemeyen Bay Çile.

Gülüyoruz diye sanır keyfimiz yerinde…

Bekleye bekleye batıyoruz daha dibe.

Şimdiki zulümkâr oldu;

Yeni hükümet olur derde anca çare.