GARDIMIZ ARDIMIZ

Abone Ol

Şahsiyetimiz ve varlığımız atalarımızdan kalmadır bize. Geçmişimiz hep ve daima güç vermiştir geleceğimize. Gazi Mustafa Kemal Atatürk bir vapur ile Karadeniz’e açılıp (intihar gibi bir durum) Doğu’ya yol alırken ve Samsun’da karaya ayak basarak kurtuluş teşkilatlanmasının fitilini ateşlerken şunu da anlıyorduk; Orta Asya’dan bu Garp diyarına kadar atamızın basmış olduğu tüm toprağın bereketi, duası, desteği bizimledir. Batı’dan Samsun’a kadar giderek milyon nefer hazır ediyorsak Semerkant’a kadar gerilsek nasıl bir kuvvet ile fırlarız düşüncesi beni bile ürpertiyor; 10 milyon resmî askeri olan bir Türk Ordusu tahayyül edebilmek… Onlara hak verin; Dünya ürküyor bu kaçınılmaz senaryodan.

Vapur mevzusu ise; efendim, deniz kenarındaki yerleşkelerimizdekilerin çoğunun bildiği bir durum vardır: vapur açık deniz vasıtası değildir. Kapalı denizde ya da kısa mesafelerde kullanılır. Karadeniz bir kapalı denizin doğal tavrından çok daha farklı bir üsluba sahiptir. Dünya tarihinde savaş dışında en çok gemi batan deniz Karadeniz’dir. Nitekim; Karadeniz’e vapur ile açılmak delice bir cesarettir. Bu gözü karalığı hakir görmeye ya da azımsamaya çalışanlara “Biraz delikanlı olun” tabii ki diyemiyorum. “Biraz kanınız olsun.” diyebiliyorum anca.

İstanbul’u işgal etmiş Büyük Britanya Donanması’nın arasından tıngır mıngır geçilebilmesini sağlayan unsur vapur tercihidir. İngilizler’in bir vapur ile uzun mesafe kat edilemeyeceğine hükmetmesi Bandırma Vapuru’nun seyre çıkabilmesini sağlamıştır.

Atatürk Samsun’a çıktığı günü kendi günlüğüne “18 Mayıs” olarak yazmıştır. Çünkü uykusuz ve fırtınalı bir gecenin ardından şafağın söktüğü saatlerde Gazi Samsun’a çıkmıştı. Yani Başkumandan için 18 Mayıs daha bitmemiş gibiydi bir nevi. Ancak aynı günlükteki saat belirtecinden anlıyoruz ki Ata 19 Mayıs 1919 günü erken saatte Samsun’a çıkmıştır. Bandırma Vapuru seyir boyunca teyakkuzda yol almış ve iletişim kanallarını kapalı tutmuştur. Samsun’a varışa saatler kala radyo ile Samsun’a haber ulaştırılır. Samsun Gazi Paşa’yı bekler hale gelir. Gerçekten Anadolu altı yandan saldıran işgalcilere karşı koyma isteği duyuyor ve sanatında uzman nitelikte liderliğe ihtiyaç duyuyordu. Yani İstanbul’dan gelecek Silahlı Kuvvetler komutanının Anadolu’ya ulaşması beklentisi ve ümidi yurdun dört bir yanını basan çeteler ve eşkıyalara rağmen halen canlıydı.

Şimdi gelelim yazının ikinci kısmına:

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Anadolu’yu hızla örgütlerken şu gerçek ile karşılaşmıştı; bünyesinde herhangi bir spor faaliyeti ya da spor takımı barındıran köy, kasaba ve şehirlerde organize oluş daha pratik, hızlı ve etkin oluyordu. Bunun yanında spor; gerektiğinde silah tutabilecek neferi sağlıklı tutuyor ve birlikte hareket edebilme kabiliyetini yükseltiyordu.

Bu nedenle 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Spor Bayramı’dır. Yani Atatürk demek spor önemi ve değeri bilmek olabilmelidir. Ara sıra yaptığı yüzme sporu dışında Gazi’nin vücudunun spordan mahrum kaldığı bilinir. Ve kendisi bunun bedeninde yaptığı yıpranmanın farkında biri olarak sporsuzluğun bir handikap olduğunu belirtir. Hayatı cepheden cepheye geçmiş bir Adama “Haydi biraz pinpon oynayalım ya da top tepelim” demek biraz gerçek dışı bir beklentidir zaten.

Geliniz; bu vesileyle spor muhabbetine gark olalım;

Geçtiğimiz haftalar içerisinde Türkiye finalzade oldu. Profesyonel Kadın Voleybolu’nda Avrupa’nın en üst şampiyonluğu için Final mertebesinde iki Türk Takımı mücadele ettiler! Eczacıbaşı ve Vakıfbank takımları bize ender yaşanacak duyguları yaşattılar. Örneğin maç esnasında iki takımı da desteklediğimiz için hiç yuhalama yapamadık dikkat çektiyse. Hatta bazen tezahürat yaparken bile diğer takımı incitmemek için mırıldanarak tezahürat yaptık! Türk Kadını adamı tribünde mırıldatırmış işte böyle.

Ve tabii bu senenin spor gündemi… yaz gündemi… Futbol Dünya Kupası…

Kupa ve Milli Takım hakkında şimdiden anlatılara girmek için erken olabilir. Bu sebeple futbol sporu hakkında genel ve detay, ayyukta ve gizli kalmış bazı konuları gündeme getirmeye çalışarak futbola ve önümüzde ki yaz olacaklara yönelik ilgimizi bir kere daha gösterebilmiş olmaya çalışmak belki de en iyisidir. Yine de şunu hepimize sormak gerekir; “Türkiye Dünya Kupası’nda kimle oynasın istersin?” Benim cevabım Arjantin.

Yaygın futbol alışkanlıklarının tuhaflığı bazen insanı zıvanadan çıkarıyor. Futbolcu sahada… on beşinci dakikada eli kırılıyor… ve oynamaya devam ediyor!.. Yahu bu futbolda oyuncu değişikliği zamanı 60. dakikadır diye bir kural mı var? İlk yarı değişiklik yapılmaz diye bir kural mı var?

Lütfen şu örneğe bakınız: PSG ile Bayern Münih kapışıyor. Paris önde. Eğer skoru korursa Münih’i eleyecek. Paris doğal olarak vakte oynuyor. Süre geçirmeye çalışıyor. Ve altmışıncı dakika geliyor. Münih oyuncu değişikliği yapıyor. (Şart ya altmışta değişiklik?) İşin garip kısmı aynı esnada Paris’te iki oyuncu değiştiriyor. Yahu vakte oynuyorsan niye rakip ile aynı anda oyuncu değiştiriyorsun?

Bu ilk yarı oyuncu değiştirmemezlik ve altmışıncı dakika takıntısı sıkıcı bir hâl aldı.

Bu arada futbolda artık bazı çığır açıcı gelişmeler yaşanıyor. Eskiden takımlar 3-5-2, 4-4-2, 5-4-1 vs gibi formatlarda sahaya dizilirdi. Artık diziliş şu şekilde; Ataktayken 3-4-3, defanstayken 3-6-1… Tabii bunu yapabilmek için insan üstü bir kondisyon gerekiyor.

Mor kart? “Ve hakem mor kartını çıkarıyor sayın seyirciler!”… 10 dakika oyundan men cezası. 10 dakika 10 kişi kalır takım yani. Mücadele dışı ihlal durumunda çıkarılır. Hakeme bağırmak, rakibin üzerine yürümek, seyircileri tahrik etmek gibi…

Yürüyerek pres. En kallavi takımların yaptığı bir uygulamadır bu. Takım sahaya sürekli olarak yayılır. Her an yerleşir sahaya. Su gibi. Takım birbiriyle koordineli biçimde sahayı adımlar. Ve bir bakmışsın rakip kendi ceza sahasına sıkışır hale gelmiş.

Umarım Türk Dışişleri Dünya Kupası maçlarında elçiliklerimize maçlara gelen seyircilere Türk Bayrağı hediye etmek, stat önlerinde stantlar açarak döner/kebap servis etmek gibi uygulamaları ihmal etmemeleri yönünde talimat gönderir.

Terör ve vahşetin kol gezdiği Dünya’da inşallah sorunsuz, sıkıntısız, güvenli bir turnuva olur. Dünya yaz mevsimini bekliyor.

Futbol Dünya’yı kurtarıyor. Futbol sayesinde olabilecekten çok daha az savaş var. Oynanan her maç birçok fenalık ve kötülük yapabilecek onbinlerce, yüzbinlerce, milyonlarca insanın yeşil sahaya odaklanmasını ve zarardan ziyandan uzak durmasını sağlar. Sağlamaktadır.

Belçikalı bakan Anıtkabir’de Atatürk’ün mozalesinin önünde diz çöktü saygısını göstermek için. Sanılmasın ki Belçikalı bakan önüne gelene diz çöküyor. Bu davranış şundandır: Atatürk’e tüm devlet insanları saygı duymaktadır. Tıpkı Washington gibi, Thatcher gibi, Lenin gibi, Ghandi gibi, Napolyon gibi, Mandela gibi… Beğen, beğenme… Destekle, destekleme… Bu şahıslar insanlık yönetim ilminin dâhileridir. İşte bu yüzden siyaset ve diplomaside yer alan pek çok kişi Atatürk’e saygı duymaktadır. Sporu uğruna bayram edilecek bir kavram haline getirebilen Gazi Atamız ve cümle Şehidimiz’in ruhlarına dualar ederek rahmet dilerken, spor ile, sportif başarı ile bayram edebilmemiz temennisiyle Türk Sporcusu’nun Dünya’ya örnek olduğunun kanıtlandığı bir Yaz Mevsimi olması umuduna sahip olabilme ayrıcalığını bize yaşattıkları için Milli Sporcularımız’ı bir kere daha ve defaten tebrik ediyoruz.

Haydi inşallah