GAZİ AYNTAP: BİR ŞEHİRDEN FAZLASI

Abone Ol

Gaziantep’i ilk kez 1998 yılında Şanlıurfa’ya gidip gelirken görmüş ve oldukça şaşırmıştım. 2014 yılında Domaniç’in efsane muhtarlarıyla çıktığımız Doğu turunda şehri bir gün gezme fırsatım olmuş, şaşkınlığım daha da artmıştı. Son olarak 1-6 Mayıs tarihleri arasında bir haftalık detaylı bir gezi yapma imkânı buldum. 20 yılı aşkın süredir Antep’te görev yapan ve geniş bir çevre edinen kuzenimin davetiyle, tabiri caizse Antep’in altını üstüne getirdik.

Otuz yıl Avrupa’da yaşamakla her zaman övünen biri olarak itiraf etmeliyim ki; Antep’te adeta şoktan şoka girdim. Bu kadar temiz, bu kadar düzenli ve bu denli yüksek bir kültüre sahip başka bir şehir görmedim.

Antep denilince çoğumuzun aklına önce yemekleri, sonra da merhum Kemal Sunal’ın o meşhur "Gazi Ayntap" repliği gelir. Meğer şehrin Osmanlı dönemindeki adı gerçekten Ayntap’mış. Burası, milli mücadeledeki kahramanlığından dolayı Atatürk’ün nüfus kütüğünü kaydettirdiği gurur dolu bir ilimiz. Fransız işgalinden kurtuluş destanını -maalesef ben de dahil- çoğumuz yeterince bilmiyormuşuz; kendi adıma bundan utanç duydum. Eğer Şahin Bey Milli Mücadele Müzesi’ni gezip de gözyaşlarınıza hakim olamıyorsanız, mutlaka bir uzmana görünmelisiniz; zira o ruhu hissetmemek imkansız.

Dünyaca ünlü "Çingene Kızı" mozaiğini hepimiz biliriz ama onun Antep’te olduğunu çoğumuz bilmeyiz. Zeugma Mozaik Müzesi’ne giderseniz, tarihin derinliklerine bir yolculuğa çıkarsınız. Orada; sanata, heykele ve anıta karşı çıkan o "kalın kafalı" zihniyetin aksine, zanaatın ve estetiğin bir toplum için ne kadar hayati olduğunu açıkça görürsünüz.

Şehrin çehresini değiştiren iki önemli Belediye Başkanı var: Celal Doğan ve Fatma Şahin. Tarihi İpek Yolu’nu öyle zarif heykeller ve anıtlarla süslemişler ki, atalarımızın binlerce yıl önceki ticari yolculuğuna bugün canlı canlı tanıklık ediyorsunuz.

Şehirdeki camiler ve minareler öyle bir estetiğe sahip ki, hangisinin tarihi hangisinin yeni olduğunu ayırt etmekte zorlanıyorsunuz. "Ben yaptım oldu" mantığıyla değil; bir ruh, bir görkem ve mimari bir kaygıyla inşa edilmişler.

Parklarını anlatmaya ise kelimeler yetmez. Belediye, rant peşinde koşup her boşluğa AVM veya beton bloklar dikmek yerine, halkın nefes alabileceği muazzam alanlar yaratmış. Kendi memleketimize bakıyorum; elimizdeki tek parkın üzerine devlet binası yapmak için uğraşıyoruz. O parkı yapan başkanı vaktiyle "Fabrika yapsaydın ya!" diye eleştirenler, bugün utanmadan çocuklarıyla orada piknik yapıyor. Dilerim 5 Eylül Parkı için Sahvet Başkan'a bir teşekkürü çok görmüyorlardır.

Belediyecilik; yol, su, temizlik ve kültür-sanat hizmeti üreterek şehri yaşanılabilir kılmaktır. Günümüzde bazıları belediye başkanlarından -aslında devletin sorumluluğunda olan- iş ve aş bekliyor; başkanlar da oy uğruna asli görevlerini unutup bu beklentilere odaklanıyor. Oysa bir şehri önce yaşanılabilir hale getirmelisiniz ki önce halk mutlu olsun, sonra yatırım kendiliğinden gelsin.

Şuna inanıyorum: Mutluluk Belediyeden, Huzur Kaymakamdan, Ahlak Camiden, Eğitim Okuldan, Haber Basından, İş Devletten gelirse, İşte o zaman Türkiye’nin her yeri bir "Gazi Ayntap" olur!