GİDİYOR GİTMEKTE OLAN

Abone Ol

Hükümetin kaç bakanlıktan oluştuğunuzu bileniniz var mı? Bu soruyla başlamamın sebebi; artık pek çok şeyden koptuk. Kişiliğimizin, karakterimizin, şahsiyetimizin ve yani kendimizin ilgi alanlarını kaybettik. Umurumuzda değil hükümetin kaç bakanının olduğu açıkçası. Gerçek bu.

Koskoca Türk Devleti Türkiye Cumhuriyeti’nin Bakanı İranlı kara para aklayıcısı hakkında “Ben onun önüne yatarım.” dediğinde saygınlık denen kavram yandan yedi. “İtibardan tasarruf olmaz.” düsturu ile öne yatmayı aynı kalıp içinde yoğuran hükümet sadece geleceği değil, geçmişi de harcadı. Cumhurbaşkanı Başbakan’ın önünde eğilip önünü ilikledi. Bunları gösterdi bu hükümet bize.

Yani artık bize bir gündem kalmadı. Her şey yaşandı. Her şey yaşanabilir. Ve ancak bu artık bizim ilgimizi çekmiyor. Kendi ülkemizin gündemi bizi çekmiyor artık. Birikmiş gündem: kötü ve bayat bir hükümetimiz var. Güncel gündem: Gelin ona kısa kısa, öz söz olarak bakmaya gayret edelim;

-İran yanıyor, yıkılıyor. Siviller patır patır ölüyor. Devlet aslında sessiz bir panik içerisinde. Önce nükleer silah hevesi yüzünden yer altı sığınaklarını bile vurdu küresel şamar. Ardından ülke içinde huzursuzluk sokaklara, meydanlara taştı.

İran şunu anlamadı; eğer nükleer silah yapacaksan Dünya ile iyi geçineceksin. Öyle önüne gelene atarlanıp, posta koyup, gerginlik taşıyarak nükleer silaha niyetlenirsen bu gezegen senin başına çöker!

Bak; bizde nükleer silahlar var. Hiç öyle durduk yere sağı solu silahlı tehdide maruz bırakıyor muyuz? Kalkıyorsunuz “Sizi vururuz!”, “Tepkimiz çok sert olacak!”, “Batı’ya gereken dersi vereceğiz!” diyorsunuz ve aynı anda nükleer silah yapmaya çalışıyorsunuz. Bu düpedüz dangalaklık. Bari silahın üretim sürecinde milletle iyi geçin be a kıt zeka!

Bunun yanında gerçek bir skandal ise şu idi: İran yanıp yıkılırken İran’ın dev komşusu Türkiye Shaq ile basket oynuyordu! Bu resmen İran’a “Ölün, geberin… umurumuzda değil.” demekti. TBMM’de Milletvekili Hasan Bitmez’e yapılan muamelenin aynısını İran devletine yapıyordu Türkiye. Yahu komşun ateş içindeyken Shaq O’neal ile basket oynamak da neyin nesi?

Yapılması gereken belli vakit aralıklarıyla İran hakkında en yüksek çıtadan açıklamalar yapıp “Komşumuzdaki vahim tabloyu endişe içerisinde takip ediyor ve İranlı otoritelerle koordinasyon içerisinde çalışmaya gayret ediyor; Farsî halkını sükunete ve itidalli olmaya davet ediyoruz… Bu bağlamda İran’a THY sefer sayılarımızı zor şartlara rağmen iki katına çıkarıyoruz… İran’ın bizden talep edebile…” vs. dersin. Gidip komşun cayır cayır vaziyetteyken basket oynamazsın.

İran’ı seversin, sevmezsin o ayrı. Sonuçta Türk’ü kendisine rakip gören bir kültür. Ve hep düşmanımız olageldi. Ve ancak devlet düsturu şüphesiz farklı bir mertebedir. Sınırdaşın ülke kaostayken, anarşideyken kameralar ve basın karşısında gülücükler içinde basket oynamak… Bunu şebeğe de yaptırırsın. Eğitimlisine tabii. Yani bir primat pekala basket atabilir ya da futbol oynayabilir.

-Suriye… Yahu iç savaş var orada. Bir diğer komşumuz iç çatışma içerisinde yani. Aklı başında herhangi bir devletin sınırındaki bir ülkede savaş çıktığında yapacağı ilk şey nedir? Tabii ki sınıra asker yığmak. Çatışmaya girilmeyecekse bile, yine de sınır boyunda askeri varlık muazzam seviyeye çıkarılır. Bu sayede Dünya’ya konu ile ilgili her an davranabileceğimizin sinyali verilmiş olur.

Bununla beraber Suriye’nin bizim için taşıdığı önemin nişanesi olarak Şam’a gönderilen büyükelçimiz basit ifadeyle eski Dışişleri Bakanı ya da eski Savunma Bakanı vb. olmalıdır. Ancak mevcut şartlarda bizim Suriye’ye gönderdiğimiz diplomasi kadroları Arapça konuşmayı bile bilmiyor. Tamamıyla torpillilerden oluşan bir iş gücü var Türk Dışişleri’nin artık. İnsanlar parti kayırmasıyla, dil öğrenip Dünya’yı gezmek için diplomat oluyor. Dil bildiği ve Dünya’yı gezmiş olduğu için değil. Önce işi alıyor, sonra işi görebilecek vasfa uymaya çabalıyor. Mevcut durum bu. “Sayın Cumhurbaşkanım, yeğenimde burada. Onunla da bir ilgilenirseniz…” Sırıtışlar, sırıtışlar…

-Kırım konusunda Ampulcu Hareket’in hiçbir planı bulunmamaktadır. Kırım’a “Bizimle alakası yok” yaklaşımı sergileniyor.

Yahu ahali, lütfen beni mazur görün; bu konuda ki milli hantallık sinirlerime dokunuyor. Kırım. Benim kırım. Çıkarım. Bakarım. Gönlümü eğler, üzerinde koşarım. Kırım benim kırım.

Adı bile öz Türkçe! Orada 130 yıl hüküm sürmüş Rus oraya sahipleniyor. Orada 550 yıl hüküm sürmüş Türk öylece bakıyor.

Kalkalım “Haydi Kırım’a çıkarma yapalım!” demiyorum. Ve ancak en azından ses çıkaralım. Yaygara koparalım. Kırım’ın Türk kimliğine vurgu yapalım. Dikkatleri bu yöne çekelim. Bu sayede Kırım’da oluşacak yeni yapılanmada Türk mirası ve kültürünün korunmasını garanti altına alalım. Kırım’daki camilerin ezan okuyabilmelerini garanti altına alalım.

Daha da ileri gidelim ve Bağımsız Kırım çağrısı yapalım!

Ne yaparsak yapalım; Kırım’ı yok saymayalım. Çünkü atasının kendisine miras ettiği toprağı tutmak için mücadele etmeyen topluluk ulus olma vasfını yitirir.

-Seçilenleri mahpus eden bir yönetim var Türkiye’de. Sayısız muhalif yerel yöneticisi hapse atılırken bir tane bile iktidar yöneticisinin soruşturma dahi geçirmemesi durumun ahvalini ortaya koyuyor. Vicdan serbestisi otoriter baskı altında hayatta kalmaya çabalıyor. AK Parti doğruluğun kendisinden intikam almasını gerektiren bir vaziyete geldi.

-Emeklilerimizin hali. Yani analarımızın ve babalarımızın hali. Kendisini bir türlü emekli edemeyen ilgi bağımlısı Akp Genel Başkanı’nın onların çektiği sıkıntıyı anlamasına imkan yok.

O kadar çok çaldılar ki artık devlet bütçesi bile zorlanır oldu. Bunu yazdığımda inanın mutlu oluyorlar. “Oh oh oh! Ne güzel götürdük!” diyorlar. Yahu 2023 yılında Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Hazinesi’nden bir anda eksilen 128 milyar Amerikan Doları’nı hatırlayınız! 128 milyar! Milyon değil! Bu küresel çapta bir hırsızlık. Sorulunca soranı paylayıp “Merkez Bankası’nın parasının hesabı mı sorulur?!” diyen pişkinliği hatırlayınız! Dünya’nın bir kalemde çalınmış en büyük tutarı, tarih boyunca kayda geçmiş en yüksek hırsızlık pastası 128 milyar Dolar olmuş olabilir. Yani şaka bir yana; Dünya tarihinin en büyük hırsızı. Bu da bir onur galiba. Kendilerine plaket versinler efendim.

-İklim. Hakkında biçare bir devletimiz var. Ne diyelim? Bozuldu işte. TOKİ iklimi kurtaracak. Amaaan, takarsın klimayı olur biter…

-Kentsel Dönüşüm. Kentsel Dönüşüm kapsamı içinde binalarını yenilemek isteyen bir sitede yaşıyorum. Site yönetimi binaların yenilenmesi konusunda oldukça hevesli. Sürekli bir müteahhit bulup getiriyor yönetim. “Haydi binaları yenileyelim!”… Da… Niye ki? Bizim binalar zaten sağlam. Ve

çok yaşlı değil. “Hayır! Değil sağlam!” falan demeye çalışıyor site yönetimi. Belediye “Sağlamdır” raporu vermiş. Ve ancak “Kentsel Dönüşüm avantajlarından faydalanacağız!” diye site maliklerini yenileme işlemine şartlıyorlar.

Aklımı kurcalayan şu; 70 daireli bir sitenin yeniden inşası işi niye açık ihale ile olmuyor? Okulun kantini işi bile ihale ile olurken, taksi plakası bile ihale ile olurken bu iş nasıl ihalesiz oluyor?

Bir diğer soru işareti ise şu; sektörü takip edenler göreceklerdir ki 2030 yılından itibaren akıllı bina konsepti dışında yapılaşma olmayacak. İnşaat mecrasında etkili olan lider yöneticilerin tespiti bu yönde. Ancak Kentsel Dönüşüm kapsamında yapılan binalar tamamen 1980’ler teknolojisiyle, mantığıyla, mimarisiyle inşa edilip güzel bir dış mantolama, bir iki plastik levha ile paketlenen yapılar olarak görülüyor.

Bunun yanında Kentsel Dönüşüm niçin Taşıtsal Dönüşümü kapsamıyor? Yurt genelindeki özel araçların büyük çoğunluğunun sıfır atıklı vasıtalardan oluşması inanın memleketimizin doğasını, soluduğumuz havayı temiz tutacaktır. Ayrıca petrolü ithal eden bir ülke olarak fosil yakıt bağımlılığımızın azalması her açıdan faydalı olacaktır.

-İspanya’daki tren kazası gerçekten ürkütücü. İspanya gibi işinin ehli bir ülkede bu oluyorsa gerisini berisini varın siz düşünün.

Kazalarda ilk akla gelen sigorta oluyor. “Sigorta durumu neymiş?”… Eğer bir kaza bir sigorta firmasından 2 milyar Dolar çıkaracaksa, çok üzgünüm ve ancak o kazanın olmaması mucizelere kalmış oluyor.

İspanya’nın başı sağ olsun.

Zor… Bir yerden bir yere giderken kucağında çocuğunla ölmek. Allah rahmet eylesin.

-Güncel gündem bitmez bir hâl edinmiş. Son olarak geçtiğimiz hafta Türk Bayrağı’na yapılan saygısızlık ile ilgili yalnızca şunu diyebiliyorum; Siz hiç Irak Kürt Federe Yönetimi Bayrağı’nın Türkiye’de yakıldığını gördünüz mü?

Velhasıl; deh deh düldül, deh deh düldül, sen düldülsün ben bülbül…