Her konuda ve daima… ilelebet güveniyoruz. Sporcularımızı sarıp sarmalayan, göğümüzün tuğrası Ay Yıldız’a hep güveniyoruz. Bu güven yıkılmaz. Türk A Milli Futbol Takımı… Biz millilerimize güvenmeye devam edeceğiz. “Şu saatte şurada olacağım.” desinler, gözüm kapalı güvenirim. “Şu yemek güzel, tadına bak.” desinler kepçeyle dalarım. “Yarın Güneş doğmayacak.” desinler, yanıma fener alırım. Ve fakat sadece futbolda güvenemem. Yani A Millilerimiz’e futbol dışında her konuda güvenirim. Sonuçta onlar milletimizin üstün nitelikli ve örnek üyeleri. Güven azalmaz yani.
Şöyle de diyebilirim: mağlup gelecekleri ihtimaline güvenebilirim. Çuvallayacaklarına, çarşafa dolayacaklarına güvenebilirim.
Haklı olarak öfkeli ve kalbi kırık olan Türk Milleti’ne şu ihtimali hatırlatmak isterim: Millilerimiz sanki büyülü gibiydiler değil mi? Koşamıyorlar. Vuramıyorlar. Vurdukları fıs. Sanki berbat bir haber almış gibiydiler. Bu ihtimali hiç düşündünüz mü yüce Türk Milletim?
Giden Kupa olsun. Umarım takımı bu kadar etkileyecek bir haber olmamış olsun.
Adamların bunu dile getirip, anons, tellal edecek hali yok. Ve ancak A Millilerimiz’in sahadaki görüntüsü sanki takımı ağlatmış bir haber almışlar gibiydi.
Kıymetli ve tarihi Domaniç ahalisi, bu yazı Dünya Kupası’nda bir çok gelişmeler yaşandıktan sonra yayınlanacağı, ve bu süre içerisinde basınımız Türk A Milli Futbol Takımı performansı ile ilgili her şeyi söylemiş olacağı için safî orijinal ve dillendirilmemiş mevzuları dikkatinize çekmekle mükellefim.
Top. 2026 Dünya Kupası’nda topa dikkat ettiniz mi? Ayağa yapışan ve ağır bir karakteri var gibi göründü top. Yani ayağa çarpınca aniden aynaya çarpmış görüntü gibi sekmek yerine kısa mesafede çabuk yavaşlayan, uzun mesafede ise ağırlığıyla gittikçe ivmelenip hızlanan bir top.
Top mevzusu önemli. İlk Dünya Kupası Finali’nde Uruguay ve Arjantin kapışmıştı. İki takım da kendi toplarını yanlarında getirmişti. Bu hususta maç başında hararetli tartışmalar yaşandı. Uruguay “Bizim topumuzla oynanacak.” derken Arjantin “Hayır efendim! Bizim topla oynanacak!” diyordu. Hakem çözümü şöyle buldu: İlk yarı Arjantin’in, ikinci yarı ise Uruguay’ın topu ile oynanacaktı. İlk yarı Arjantin esti gürledi. İkinci yarı ise oyun bir anda döndü ve bu sefer Uruguay yardırdı attı ortalığı. Ve ilk Dünya Kupası Şampiyonu Uruguay oldu.
Doğrusunu söylemek gerekirse Millilerimiz topla bütünleşememiş göründüler. Sanki turnuva topuyla antrenman yapmamış gibiydiler. Eskiden FIFA Dünya Kupası öncesi tüm katılımcı kafilelere belli sayıda turnuva resmî topu verirdi. Ancak yeni FIFA Başkanı gün boyunca kafasını parlatmakla meşgul olduğu için artık sadece “bazı” ülkelere bu “kıyaklar” geçiliyor.
Üzülerek size bir itirafta bulunacağım: Hatırlarsanız bir Ramazan Bayramı’nda seçimler iptal oldu ülkemizde. Bir başka Ramazan Bayramı’nda ise seçilmiş vatandaş temsilcileri (İBB Başkanı) ani baskınla gözaltına alındı. Yani diyeceğim şu ki; eğer Dünya Kupası’nı alsaydık hökümet Anıtkabir’i bile bombalamaya kalkabilirdi. Demek istediğim; hükümet Türk A Milli Futbol Takımı’nın herhangi bir başarısını ne fenalıkları gizleyip perdelemek için kullanacaktı gerçekten ancak onlar bilir.
Bu iktidar yönetiminde iken Türkiye Büyük Millet Meclisi uçak ile bombalandı. Bugün “Gazi Meclis” demeye alışanlar yarın “Şehit Meclis” der. Evini koruyamayana anca ucube denir.
Niye mi kızıyorum yükümete? Çünkü Futbol Federasyonumuz’un başına kendi torpillisini atıyor. Ve bu kayırılmış kapasitesiz yönetim kadrosu berbat bir duruş sergiliyor. 2018’de Türk A Milli Futbol Takımlar Teknik Direktörü Lucescu açıklama yapıyor: “Çağırdığım 8 futbolcu gelmeyi reddetti.”
Torpilli federasyon dedi ki: “Olabilir. Kendi tercihleri.”
Mevzuat diyordu ki: “Sporcu lisansları iptal olur.”
Her şeyi geç; Milli çağrı red edilir mi?!
Peki bu normal, olağan, sıradan karşılanabilir mi?
Bu hükümet öncesinde böyle bir şey asla olmadı.
Futbol muazzam bir vitrin. Devasa bir pazar. Dünya’nın en sevilen sporu. Bu çarkın içinde dönen planlar yüzlerce milyar Dolar’ın yerini saniyeler içerisinde değiştirebiliyor. Kültürler, uluslar bu sayede tanınırlık elde ediyor. Yeni tanınan ülkeler Dünya Kupası’na katılabilmek için seferberlik ilan ediyor. Ve planlar. Futbol alemini yönlendiren kurgular. Puro ve viski kokusu altında, antika koltukların üzerinde, pırlanta süslemeli bardakları birbirine çınlatan bazı insanlar futbolun senaryosunu yazıyorlar.
Şimdi size bir plan örneği anlatayım müsaadenizle; Dev kulüplerin trişka Türk sporcuları alıp yıldızlaştırarak Türkiye Milli Takımı’nı bu oyuncuları çağırmak zorunda bırakmaları. Real Madrid, Juventus, Manchester United… Bu kulüplerde oynayan Milli varsa Milli Takım’a çağırılmaması mümkün olabilir mi?
Dürüst olalım. A Milli Takımı kadromuz ‘kulüp oyuncularından’ oluşuyor. Kulüplerini sırtlayabiliyorlar. Çünkü sene boyunca antrenman yaptıkları kadro onları tanıyor, biliyor ve herkes birbirinin önünü açıyor. İşini kolaylıyor.
Söylemeye çalıştığım: Kenan müthiş bilek hareketleriyle top ayağındayken rakibini ekarte ediyor. Ve ancak bu çalım en fazla 1 ya da bilemedin bir buçuk metre mesafe kat ediyor. Paralel çalım ön boşaltmaktan başka bir işe yaramıyor. Çalımı basıp dikine topla dalış yapamıyor; çünkü çalım paralel.
Arda muazzam bir yetenek. Özellikle rakip ceza sahasına ceza sahasının sol cenabından yaklaşıp aniden uzak köşeye topu kavisli gönderişini ezberledik. Cengiz Ünder’de aynı metodu uyguluyordu.
Bu tür kabiliyetler kulüp takımında çok faydalıdır. Ve ancak Uluslar mertebesinde yetmez. Yetmiyor. Yetmedi.
Kulüp sporcusu ile Milli sporcu arasında ki farkın daha belirgenleştiğine hepimiz tanık olduk.
Bize sahada canını dişine takacak yürekte olanlar gereklidir.
Bu arada şu an (ben yazıyı yazarken) Dünya Kupası’nda sıfır çeken ülkeleri önünüze getirmek isterim: biz, Tunus, Irak, Cezayir ve Özbekistan. Sanırım anlamışsınızdır. Mazlum olmayı övünç sebebi addedenler ait oldukları uygarlığı zedeliyor.
Milli Takımımız’ı kâr mecrası olarak gören bir hükümet, bir Spor Bakanlığı ve bir Futbol Federasyonu var. Emsal?
Hemen hatırlatmak gereklidir. Kaç tane futbolcunun sadece 1 kere A Milli Forması giydiğini bileniniz var mı? Şu anda aktif futbol içinde olan yaklaşık 40’tan fazla oyuncuya Türk A Milli Forması emanet edilmiş vaziyette. Adamı bir maçın son iki dakikası oyuna sokuyorlar ki Milli olsun. Yani resmen Milli olmuş oluyor böylece. Ve bir daha zinhar maça falan çıkmıyor. Sadece 2 dakika ile Milli titrini alıyor. Federasyon bunu oyuncuların bonservislerini artırmak için yapıyor. Ve tabii ayrıca siyasilere yakın bağlantıları olan oyuncular kayyım atanır gibi, “onlardan” oldukları için direkt Ankara’dan telefon talimatıyla şıp diye Milli ediliveriyor. İğrenç işler. Fark etmiyoruz sanıyorlar.
1.LİG Şampiyonu’ndan kimse var mıydı Milli Takım’da? Sordum sadece. Çünkü aklı selim olan her ulusal takım ülkenin en üst ligine yükselen takımdan oyuncu alır.
Ya biz istiyoruz ki; teknik direktörümüz gözlüğü ile oynayınca sahada ki Millilerimiz uzak şutlar çekmeye başlasın. Teknik direktörümüz tesbih çekmeye başlarsa Millilerimiz Oktay golü atsın. Hayran bıraksınlar bizi. Sadece biz Türkler anlayalım ne yaptıklarını. Bütün Dünya’nın gözü önünde olan ve ancak sadece bizim hissedebildiğimiz ahengimizden şakaklarımız karıncalansın. Biz bunları istiyoruz! Çünkü hak ediyoruz!
Bir tez ortaya atıldı: Dünya Kupası esnasında TEKEL satışları %75 dolayında artmış. Hönkürmet bundan çok rahatsız olmuş ve takıma “Elenin! Bunlara iyilik yaramıyor! Sapıttılar!” demiş. De; demiş demesine ancak TEKEL satışları yaz sebebiyle gelen turistler dolayısıyla artmıştı aslında.
Futbol ile ilgili Milli başarı mı arıyorsunuz? Ordu Milli Takımı maçlarının sonuçlarına bakınız. Bu Züğürt tesellisi ise Karun tesellisi nedir?
Kapanışı bir öneri ile yapacağım: Dünya Kupası bizim için bitmemiş olabilir. Kupa’yı alabiliriz. Yani çalabiliriz. İlk Dünya Kupası’nın çalınmış olduğunu unutmayınız. Ve halen de bulunamadı. İstihbaratlar çözemedi olayı. Halen kayıp İlk Kupa. Final maçında tribünde 5.000 Türk olsa yeter. Maç sonunda sahayı basacağız. Ve Kupa’ya yürüyüp kaos, hengame ortamında Kupa’yı çantalayıp kaybolacağız ortalıktan. Ha? Ne dersiniz? Plan budur. Koy ayakkabı kutusuna Kupa’yı! Öyle ya da böyle! O Kupa buraya gelecek!