Ne ki cidden siyaset? Tembelliğe, filozofluğa meslek uydurma sanatı mı? Hayır, hayır… Bu kadar basit olamaz. Vatandaşın ileri düşünürleri, ahalinin önde gelenleri siyaset mecrasında bulunduğuna göre; bu siyaset öyle boş, kofti bir şey olamaz.
Siya: Deniz aracında kullanılan küreklerin ters kullanılması suretiyle geriye doğru manevra yapmak hareketine verilen addır.
Set: Duvar. Barikat.
Peki bunun siyaset ile alakası ne?
Hepimiz aslında aynı yöne gidiyoruz. İnsan olarak birbirimizden farklı addediyoruz birbirimizi ve ancak en nihayetinde hepimiz aynı yöne gidiyoruz. Zamanın kaçınılmazlığı yönü. Siyaset bu akıntının zıddında gitme iddiasında değildir. Bu mutlakiyeti inkar olurdu. Siyasetin yüzü kaçınılmaza dönüktür ve fakat küreklerle geri basmaktadır.
Daha kolay ifade edelim: Gemimiz bir tehdide yaklaşmaktadır. Yüzümüz ona dönük bir biçimde geri basıp araya bir set çekersek problem belli bir süre çözülmüş olur.
İleri giderken geri bas ve hemen bir set çek.
Geri çekilirken ileri gidiliyormuş, ileride iken geride duruyormuş gibi hissettir. Siya set.
Kavram teorileri içinde coşmak yerine biraz daha oturaklı mı olsak? Da oturak ne yahu? Tabure mi? Sandalye mi? Koltuk mu? Hepimizin kullandığı kelime ama hiçbirimizin tam olarak anlamını bilmediğimiz bir kelime. Yine de oturaklı olmak ne demek biliyoruz çok şükür.
Siyasi sayılabilecek ve bizi ilgilendirmediğine kanaat getirilemez konulara bir bakalım mı?
Türk Sosyetesi’nin yeni trendi: Suud Pasaportu. Size şaka gibi gelebilir ve ancak Suudi Arabistan Pasaportu’nu Türkler için çekici hale getirebilmek adına büyük çaba sarf edilmektedir. Yurda gelen milyonlarca Arap nüfusunun Türk gençler üzerinde ki Arapça etkisini düşünelim. Arapça konuşamamayı bir eksiklik olarak hissetmeye başlayan gençlerden bahsediyorum. Arapça konuşamayan Diyanet Başkanı “Yok artık! Bari biz öğrenelim Arapça!” biçiminde bir geri tepme yaptı.
Tüm bunların yanında Victoria’s Secret markalı SUV şöförleri için Suud Pasaportu elit bir mertebe göstergesi. Suudi Arabistan ise Türk Pasaportu’na sahip vatandaş istiyor tabii. Çünkü bu yolu bir açabilirse Türkiye’deki milyonlarca Arap Suud Pasaportu’na başvurmayı seçebilir. Türkiye nüfusunun beşte birine yakınının Suudi Arabistan Pasaportu taşıması gibi bir duruma varabilecek bir akıntı bu.
Fakir İslam Projesi. İslam Hristiyanlık ve Budizm’den sonra Dünya’nın en büyük insan kitlesinin ortak inancının adıdır. Dünya’daki 208 tanınan ülkenin 57 tanesi İslam ülkesidir. Bunların arasında 3 tanesi sivrilirler: Türkiye, Pakistan ve İran. Bu üç ülkenin aksiyonları küresel anlamda çarpıcı olabilir. Üçünün de etki çapı bölgeselliği geçmiştir.
Son dönemde şunu gördük: Hindistan Pakistan’a saldırarak Pakistan’ı savaşta bir ülke olarak gösterdi Dünya’ya. Hindistan belli aralıklarla Pakistan’a saldırıyor çünkü kendi nüfusunun Müslümanlaşması’nı istemiyor. Bu sebeple arada canlı bir husumet tutarak kendi ahalisinin imana yaklaşmasına engel oluyor. Bu vesile ile Pakistan’ın ekonomisini yaralıyor. Dünya’nın en işlek limanlarından biri olan Karaçi Limanı’nı güvenli olmaktan çıkararak Pakistan’ın ekonomisini görmezden gelinemeyecek bir biçimde etkiliyor.
İran’da ne olmakta olduğunu zaten hepimizi görüyoruz. İran’daki mollalar “Eski Hüküm Hak olacak!” falan diye zırvalarken gerçekten de İran yaklaşık 60 sene geri gitti. Bütün fabrikalar vuruldu, yollar, köprüler havaya uçtu, altyapı sistemleri göçtü. Amerika’ya “Şeytan!” diyorlardı. Da Şeytan’la füzeyle ya da mermiyle savaşılmaz ki be kardeşim. Örtülü, çarşaflı, kavuklu, şalvarlıların şarlatanlığı bu yolla zortlamış oldu.
Türkiye’de çökmüş bir hükümete uluslararası çevreler açık “destek” vermeyi tercih ettiler. “Türkiye’ye yapılacak en büyük kötülük bu adamı iktidarda tutmak.” diyen ABD “Türk Başkan çok büyük adam yahu. Çok önemli bir lider.” falan biçiminde yıkama/yağlamaya geçti. Gerçekten de Türkiye’deki ampul iktidarı milletin iradesine rağmen hükümet ediyor. Son seçimlerde kazanan bütün muhalefet liderlerinin hapse atıldığından bihaber olan yok. Bunun üzerine yapılması gereken bir ek açıklama yok.
Yani pek muhterem ahali; İslam’ın lokomotifi olan ülkeler ciddi bir saldırı altında. Bu saldırının üç güce birden aynı anda yapılması hedefin İslam olduğu hissini veriyor.
Böyle bir durumda düşmanın kim olduğunu sorgulamak beyhudedir. Müslüman olmayanın canına okumalıyız. Eğer durum buysa bu budur. (Musevî ve Hristiyanlar’a torpil geçebiliriz tabii. Sonuçta Ademoğulları… Da en çokta onlar saldırıyor be kardeşim.)
Gel gör ki İslam ülkelerinin fakir kalmasını en çok isteyen ülke ne Çin, ne Hindistan, ne İsrail, ne de ABD’dir… Eğer Müslümanlar’ın fakir kalmasını hangi ülke istiyor diye sorarsanız yanıt tartışmasız Suudi Arabistan’dır. Suudlar’ın istediği Müslümanlar’ın fukara olması, bu esnada kendilerinin ise canavarca zengin olmalarıdır. Müslümanlar fakirleştikçe Suudlar’ın zenginliğinin kıymeti artmakta ve Suudi Arabistan İslam ülkeleri arasında lider konumu üstlenmeye çalışmaktadır. Yani Suud Şeyh finanse ettiği Amerikan Trump’a “Türkiye’de statükoya destek verin.” diyor laf arasında. Bir de bunu Türkiye için iyilik yapıyormuş bir edayla yapıyor.
Eğer İslam İslam’a saldırıyorsa… sonuç kesin zafer mi? sonuç kesin mağlubiyet mi?
Türkiye’de siyasetin karargahı TBMM idi. Ancak mevcut hükümet döneminde olabileceğin en kötüsü oldu ve TBMM’ne bomba bile atıldı havadan. Vuruldu Meclis. Yönetim yön bilmezlere bırakılınca 5.000 yıllık devletin kalbindeki divan bile korunamaz oluyordu. Bunu yaşadık. Şimdi Meclis’te bir kıyafet protokolü ya da bir dil/davranış kuralı falan yok. Buna özgürleşme diyor ampulcular. Kürt asıllı vekil Kürtçe konuşsun, çarşaflı vekil gelsin genel kurulda endam etsin, Meclis Başkanı papyon takmasın vs… Merak ediyorum acaba şu anda vekiller genel kurula şortla falan katılabiliyor mu? Boynunda bir karışlık Haç kolyesi olan vekil falan…
Bu arada ampulün Amerikan icadı olduğunu hep akılda tutalım bence.
“Benim bir önerim var.”
Nedir?
“Turan olalım. İstanbul’a masalsı bir Türkî Devletler Birliği Karargahı yapalım.”
Hmm. Başka önerin var mı?
“Hayır.”
Emin misin?
“Hayır.”
He yani başka önerin var mı?
“Hayır.”
Allah Allah… -manyak herhalde-… Peki kardeşim. Sana hayırlar olsun.
“Sağol”