İNŞALLAH YİNE YANILIRIM!

Abone Ol

Hatasız, keşke siz, pişmanlıkları olmayan insan var mıdır? Var tabi olmaz mı!

Çalışan, üreten, bir şeyler yapan insanlar sık sık hata yapar; keşkeleri vardır. "Öyle değil, böyle yapsaydım" derler, pişmanlık duyarlar ve yanlış yaptıklarını görürler.

Bir de suya sabuna dokunmayan, hiçbir şey yapmayan, adeta ot gibi gelip ot gibi gidenler var... "Ben bilmem, şıhım bilir; liderim bilir; büyüklerim bilir" diyenler... Her şeyi başkasından bekleyen; olsa da olmasa da şükreden fikirsiz, akılsız, beyinsizler… İşte bunlar ne yanılır ne keşkeleri vardır ne pişmanlıkları…

Fiilen siyasetle kırk yaşımdan sonra tanıştım. Zengin Almanya’nın modern bir ilinde, Hürriyet gibi büyük bir gazetede 16 yıllık muhabirlik dönemimde; kendi bölgemde ne bir makam aracı gördüm ne protokol ne de "Yol yaptık, açılışa buyurun" diyen biri oldu.

Oysa küçücük Domaniç’te, milli törenlerde önlerinde gazoz şişesi ile halkın önünde oturan protokol üyelerini eleştirdik diye, daha memlekete adım atar atmaz az kalsın içeri giriyorduk. Aklınıza ne kadar amir gelirse, o kadar makam aracını 5 bin kişilik Domaniç’te gördük. AK Partili belediyenin haberlerini yapınca "AKP'li" damgası yedik. Sonra "MHP'li", "CHP'li" diye devam etti gitti... Burada özgür insan, bağımsız insan kavramı bilinmiyordu; herkesin bir partisi, bir cemaati olmalıydı. "Nasılsın?" diyen yoktu adeta; "Hangi partidensin, hangi cemaattensin?" diye soruluyor, ona göre sana karşı çıkılıyor veya destek veriliyordu.

İşte kırk yaşımızdan sonra balıklamaya daldığımız memleketimizde, izinlerde tanıdığımız insanların yerini partililer almıştı. İlk tehdit cemaatten geldi: "Ya bize gelirsin ya seni burada yaşatmayız!" Sonra gerisi geldi. "Cemaatçi değilsin" diye bize saldıranların, 15 Temmuz'da en önde "FETÖ’nün piçleri!" diye naralar atmasını şoktan şoka girerek izlemiştim. Ya da terör örgütünün şehit ettiği askerler için "Şehitler ölmez, vatan bölünmez!" naraları atanları...

"Şeriat, tarikat nedir? İslam dini bunlardan temizlenmeli, din yeniden yorumlanmalı" diyerek gömlek değiştiren birinin Adalet ve Kalkınma Partisi yenilikçi gelmişti bana. "Neyse, illa bir partin olacaksa en yenisi olsun" derken, bizim Adalet ve Kalkınma Partisi öyle bir kıvırdı ki birdenbire partinin adı "AK Parti" oldu. BOB, MOB, "Atatürk ayyaştı", "Ben Müslümanım", kilise açılışları, cemaate "Ne istiyorlarsa verin" derken yanıldığımı anladım.

Şehitlerin öcünü almak için savaşmak isteyen gözü kara ülkücüler "Vatan" diyordu, "Millet" diyordu, "Bu cemaatler tehlikeli" diyordu. Zaten Alparslan Türkeş de CHP Atatürk’ün yolundan çıktı diye kurmamış mıydı bu partiyi? "Aklama partisini Omo'yla, sabunla yıkayacağız; bu parti çok kirlendi" diyordu. Haklı dedik, öyle zannettik.

Öyle bir kıvırdı ki MHP, bir anda "AK kim, kara kim?" şaşırdık. Artık Lider Bahçeli’nin lideri AK Parti'ydi. Bir kez daha Yanıldık.

CHP hiç yanıltmıyor, her seçimi kazanmak üzereyken kıvırıveriyordu. Umutsuz vakayı bırakıp, Avrupa’da Ermeni meselesini anlatan Doğu Perinçek dedik; vallahi o da yanılttı. Her seçimde muhalefet partisi olmayı başaran dede, "Gel Muharrem’le umut olur gibi oldu ama yine yanılttı. Meral Akşener yanılttı, Yeni Parti başlamadan yanılttı.

Şu son PKK ile masaya oturanlar bize göre yanlış ama; artık kendimden şüphelenmeye başladım. İnşallah yine yanılırım da her şey daha güzel olur diye umut etmek istesem de bana göre bu sefer biz Türkler büyük kaybettik vesselam!