KURBAN BİTTİ, BORCU KALDI

Abone Ol

Bayram olsun da ister dini bayram olsun ister milli bayram olsun, pek severim! Nerede hareket orada bereket demişler. Eskiden kendim de çok etkinlik düzenlerdim, artık sadece düzenleyenlerin etkinliklerine katılmakla yetiniyorum. Geçmişini ve geleceğini tam olarak bilemediğimiz milyar yıllık evrene, yalnızca birkaç yıllığına misafir olup gidiyoruz. Bu yüzden hayatı bir tatile gider gibi, tadını çıkararak yaşamak lazım.

Dünyanın birçok ülkesinde çeşit çeşit dini ve milli bayramlar var ve hepsi de temelde eğlenmeye, kaynaşmaya eh elbette ekonomik canlanmaya dayalı. Bizim coğrafyamızda ise işleyiş biraz farklı. Milli bayramlarda milliliği kabul etmeyenlerin, dini bayramlarda ise dini kabul etmeyenlerin itirazları yükseliyor. Her bayram öncesi işi gücü bırakıp önce bir güzel kavga ediyoruz. Sonra işi abartıp, karşı tarafın gözüne sokarcasına etkinlikler yaparak birbirimizi gıcık ediyoruz. Sonuç mu? Kutuplaştıkça kutuplaşıyoruz. Her tartışmanın, her bölünmenin kaymağını ise başta bu krizlerden oy devşiren siyasiler, sonra da işin ticaretini yapan iş insanları yiyor. Sıradan insanlara da her zamanki gibi işin bedelini ödemek düşüyor.

Gelelim son bayramımız olan Kurban Bayramı'na... Aslında bu bayram kültürel bir etkinlik. Kaynağı ise Yahudiler. Hz. İbrahim’in makamını ziyaret edenlere verilen yemeklere, yani Hac ibadetine dayanıyor. Hac, kutsal mekânlara yapılan ziyareti tamamlamak demektir. Bu kültürü daha sonra gelen Hz. İsa ve müritleri uygulamamış ancak ardından gelen Hz. Muhammed ve ümmeti devam ettirmiş.

Dünyadaki imparatorlukların çoğu fethettikleri topraklara kendi kültürlerini götürürken, biz fethettiğimiz toprakların kültürünü alıp kendimize uyarlamışız. Hem de abartarak, bire bin katarak... Aslında kurban kesmek, yaygın inanışın aksine bir Kur'an emri değildir; farz veya sünnet olarak geçmez. Literatürde buna "vacip" deyivermişler.

Kendi adıma, ben bu geleneğin her şeye rağmen sürdürülmesinden yanayım. Aynı dünyanın insanlarıyız, elbette birbirimizden etkileneceğiz. Nasıl ki Hristiyanlar bizim eski bir geleneğimiz olan 24 Aralık’taki Ağaç Bayramı'nı alıp 25 Aralık’ta Noel adı altında kutluyorlarsa, bu da öyle bir etkileşim. Buna benzer daha bir sürü örnek var.

Kurban Bayramı bir hac bayramı olarak başlayıp, günümüzde adeta bir "et bayramı" olarak devam ediyor. Kasaplarda sucuk, salam, sosis kuyrukları aldı başını gidiyor; piknik alanlarında mangal dumanları tütüyor. Ama en nihayetinde insanlar bir şekilde bir araya geliyor. Dostluklar artıyor, dargınlıklar bitiyor, ekonomi canlanıyor.

"Bu bayram dünyada ve memlekette nasıl geçti?" derseniz... Rusya Ukrayna’ya saldırmaya devam etti. Amerika ve İsrail, açık gizli yandaşlarını da arkalarına alarak İran’ı vurmayı sürdürdü. İç politikada ise AK Parti, CHP’ye yine iyi bir darbe indirdi. Biz bayram telaşından pek takip edemesek de, hani o meşhur sözdeki gibi: "Hiçbir şey olmadıysa bile kesinlikle çok kötü şeyler oldu."

Biz ise tüm bu keşmekeşin arasında eş, dost ve akrabalarla kurbanlarımızı yarıştırdık. "Seninki daha iyiydi, benimki daha iriydi" derken; kimi tatilde, kimi mesire alanlarında bayağı bir masrafa girdik.

Netice itibarıyla; kurban bitti, şimdi sıra borçlarını ödemeye geldi vesselam!