Aş savmak. Aşını savurmak. İsraf ve ziyan. Savaş. Bir nevi hatırlatmadır bu kelime; sana saldıran var ise saldıranın aşını vur. Saldıranın aşını sav. Şebeke sularını zehirle, ormanlarını yak, tarlalarına zararlı böcek sal. Ne? Savaşı cicili bicili bir şey mi sanan var yoksa? Savaş bir ahlak gösterisi değildir.
Pek değerli Domaniçli Hanımlar ve Efendiler, militer ilim hakkında gazetemizde yapmış olduğumuz bilgi sunumlarında şu sonucu ilan ettik: Önümüzdeki 20 yıl içerisinde irili ufaklı bütün devletlerin orduları belli bir standarda ulaşacaktır. Bir tank ve bir taarruz helikopterinin yaptığını 1oo Dolarlık 5 tane dron yapar hale gelince savunma sanatının yolu farklı bir minvale doğru kayıyor. Kimse “silahlar savaş kavramını değiştiremez” diyemez. Kılıcın icadı Türk'ün çağını başlatmış, atın ehlileştirilmesi Türk'ün küresel hakimiyetini pekiştirmiş, barutun icadı İstanbul'u Türk şehri haline getirmiştir. Ve bu icatlar sadece Türk'e hizmet etmedi. Evet; bazen silah savaşın çehresini değiştirir.
İşte bu nedenle 20 yıl sonra herkesin ordusu birbirine mukavemet gösterebilir hale geldiğinde bir savaşamamazlık durumu ortaya çıkacaktır. Askeri hesaplaşmaları olanlar ellerini çabuk tutsalar iyi olur dedik. Washington duydu. Ankara halen “Ne? Ha?” halinde. Moskova duydu. Ankara halen “Shaq ile basket oynadım ben!” halinde.
Ciddiyetle; savaşamamazlık döneminin yaklaşmakta olduğu söylenince Dünya'da kan gövdeyi götürür oldu. Ukrayna'da aslında bir ulus imha edildi farkında mıyız? Yüzbinlerce sivil öldürüldü, ayaklarında patikleriyle bebekler dozerlerle gömüldü. Milyonlarca insan evinden barkından oldu.
İsrail bir şehri nükleer silah kullanmadan nükleer etkiye maruz bıraktı. Dünya'daki Filistinli nüfusu geçtiğimiz yıl %22 azaldı. Bu 50 sene sonrası hesaplandığında 42 milyon insan yaşamına engel olmak demek.
Şimdi, konumuza gelelim. Allah bize Ramazan'da savaş kelamı ettirenlerin cezalarını misliyle artırsın. Yazıklar olsun. İbadet ayında bedduaya gark olur olduk.
ABD İran'ı bombalamaya başladı. Gelin gerçekleri gizlemeyelim: İran berbat insanların eline esir düşmüş bir devlet statüsündedir. İran'daki mollalar herkese karşıydı. Bir tane bile dostu olmayan, herkese düşman olan bir rejim. Doğru mudur bu? Olması gereken bu mudur?
Ve İran'daki bu yobaz, bağnaz, cahiller Türkiye Cumhuriyeti hakkında “Satanistsiniz! Zamanı geldiğinde cezalandırılacaksınız!” falan gibi açıklamalar yapıyordu. Ve bu İran nükleer silah yapmaya niyetlendi! Bu nükleer silah İstanbul için göz ardı edilemez bir tehdit unsuru idi. Ve Türkiye bu konu ile ilgili hiçbir şey yapmadı. “Yapmayın” bile demedi İran'a. Ne İtalya, ne Fransa, ne İngiltere, ne de İspanya… Ne Çin ne de bir başkası… Kimse İran'a bulaşamadı. Amerika sonunda “Ben Dünya'yı göz göre göre manyaklara teslim edemem.” deyip İran'a müdahaleye başladı.
Başladı ve ancak; bu doğru zaman mıydı? Daha yeni Grönland sebebiyle Dünya'yı ayağa kaldırmışsın, Venezuela Başkanı'nı kartel reisi gibi kelepçeleyip paketlemişsin. Bunun ardında İran'a dalıyorsun. Kafayı mı yedin sen? Seri Savaş falan mı peşindesin? Yahu İran bir iğrençlik yapar ve Dünya'nın tepkisini çeker… Örneğin 5 kadını taşlayarak infaz eder… Dünya ayağa kalkar… O anın heyecanını bahane edip girişirsin adama. Ve fakat böyle durup dururken “Kafama esti, İran'ı bir bombalayayım.” dersen neyi risk ettiğini anlaman gerekir.
İran havada ya da denizde ABD ile boy ölçüşemez. Hatta kıyas bile olmazlar. İran'ın askeri gücü füzeler değil; Bir buçuk milyon erata sahip Kara Kuvvetleri'dir. Bu bağlamda İran kara gücünü kullanarak Irak'ı işgal etmelidir. Burada 30 yıldır ABD'nin uğruna savaştığı kazanımlarını bertaraf ederek Amerika'yı Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olur hale koyabilir. Yani kaba ifade ile; İran Kuzey Irak petrol kuyularının kontrolünü ele alırsa Amerika “Yandı gülüm keten helvaaa!” diye ağıtlar yakar. Bazı idyot Amerikalılar'ı “İran Ordusu Kuzey Irak'a giremez. Kürtler engel olur.” diye kandırmışlar. Güler misin ağlar mısın. Yahu Fars Kara Kuvvetleri Kürtler'i hamam böceği gibi ezer be! İran Ordusu'nu Kuzey Irak'tan uzak tutabilecek tek güç TSK'dır. Eğer Türk Ordusu Kuzey Irak'a konuşlanırsa İran buraya bulaşmak istemeyecektir. Savaşı ülkeden uzak tutmanın bir yolu da çatışmayı sınır ötesine taşımaktır. Yani Irak'ta aktif bir TSK daha güvenli bir Anadolu demek olabilir.
Gelin alternatif yaklaşımlara bakalım: İran'da son dönemde büyük kalkışmalar ortaya çıkmıştı. Sivil irade molla rejimini alaşağı etmeye başlamıştı. Milyonlar meydanları dolduruyordu. Yobaz, bağnaz, aşırılıkçı ve gerici mollalar insan içine çıkamaz hale gelmişlerdi. İşte tam bu esnada İngiltere ABD'yi fişekledi. Ve ABD İran'a saldırdı. Amaç ne? Amaç İran'ın çağdaşlaşması ve çağ atlamasına engel olarak gerici ve tutucu mollaları İranlılar gözünde kahramanlaştırmak. Mollaları ülkeyi savunanlar olarak göstermeye çalışan bir uygulama bu. Yani bu bombardman düşmekte olan cehalet rejimini tekrar canlandırdı.
İran bu süreç içerisinde İsrail'i defalarca vurdu. Bu şu demekti: “Seni vurabiliyorum. Vurmuyorum. Niye akıllanmıyorsun?” Bir İran füzesi Kudüs'ü vurabiliyorsa yüzlerce füze de vurabilir. Çünkü adamlarda bu füzelerden binlerce var.
Savaş olunca gözler bir suçlu arıyor. İran'da suçlu kim? Elimizi vicdanımıza koyalım: 50 yıldır Fars Milleti gerici, teröristik, cahil, tutucu, yobaz, bağnaz rejimin baskısı altında inim inim inlerken hiçbir şey yaptık mı? En azından açıklamalarımızla İran'ı uygarlığa davet ettik mi? Cumhuriyeti, demokrasiyi İran'a yaymaya çalıştık mı? İran otokratik, teokratik rejimini bize empoze etmek için elinden geleni yaparken biz ne yaptık? “İran bizden geri kalıyor ne güzel” dedik. Yaptığımız buydu. Peki bugün ortaya çıkan bu tabloda bizim etkisizliğimizin hiç payı yok mu?
Anlaşılan o ki Amerika'nın İran ile ilgili hiçbir politik, sivil ya da manevra hazırlığı yok. Bu savaş ABD ile İran arasında değil; Trump ile İran arasındadır. “İki bomba atarım isteklerimi kabul ettiririm.” zanneden bir Amerika var ortada. İran'a atılan bombalar Amerika Birleşik Devletleri İç Güvenlik Farkındalık Seviyesi'ni yadsınamaz derecede artıracaktır. Hem de bu bir iki aylık bir durum değil. İran 5.000 yıllık devlet. Bu bombaların intikamını 5 sene sonra da alır. 10 sene sonra da… 20 sene sonra da…
Peki bizden yana askeri haberler nedir? İçinizi karartmak istemem ve ancak son 2 ayda iki uçağımız düştü. Biri Gürcistan'da, biri milli sınırlar içerisinde… Şehitlerimiz oldu. Lütfen doğruyu söylemekten çekinmeyelim: Yahu bir havayolu şirketi 2 ayda iki uçak kaybederse kim uçar o havayolu ile? Bu tamamıyla anormal bir durum.
Efendim geçen gün Krill diye bir arkadaşla konuşuyorduk. Amerika'da yaşayan bir Rus kendisi. Tenis hocalığı yapıyor falan. Bu adamla konuşurken Krill “Rusya'yı ancak Rusya'nın füzeleriyle vurursan yenebilirsin.” dedi. “Mümkün mü?” dedim. “Füze rampalarına bir USB hafıza diski büyüklüğünde ya da kredi kartı büyüklüğünde bir çip yapıştırırsan belki füzeyi ele geçirebilirsin.” dedi. “Füzenin yanına kadar sokulabiliyorsam ben zaten savaşı kazanmışım demektir ki.” dedim.
Herkes savaşa tutuşmuşken Ege'deki adalar haksızlığı konusunda Türkiye'de bir hareketlenme olur mu? Kırım, Kıbrıs, Ege Adaları… Askerimizin açıkça müdahale etmesini gerektirebilecek mevzular olarak önümüzde duruyor. Dokunmadıkça, zamanla bu sorunlar ortadan kalkmıyor. Vakit daralıyor. Savaşamamazlık Dönemi geliyor. Bu problemleri çözdük çözdük… Sorunlarımızın üzerini örtmeyi ülke yönetmek zanneden algıdan silkinip kurtulmalıyız.
Ve kapanış: Kıymetli Domaniçliler, yüreğinize su serpmek isterdim ve ancak şunu söylemek zorundayım: 2050 yılında Dünya'da elliye yakın devletin nükleer silah geliştireceği öngörülüyor. Bu ne demek? Bu, o silahların denetiminin imkansız hale gelmesi, o silahların teröristlerin eline geçmesi demek. Bugün 10 yaşındaki çocukların 40 yaşında radyasyon yağmuruyla derisi kavrularak ölmesi demektir bu. Nükleer silahsızlanma bir ülküdür. Nükleer silah üretmenin ramağında ki İran tehditkar, baskıcı ve şiddete meyilli üslubunu atom bombasıyla destekleme hevesinin ceremesini ödüyor.
“Biri bana şunu açıklayabilir mi? Yerdeki bir nükleer silahın üzerine havadan bomba atıldığında ve hedef vurulduğunda nasıl oluyor da atom patlaması olmuyor?”
Bilmiyorum kardeşim. Atom mühendisi gibi bir halim mi var?
“Ne bileyim… Konu hakkında konuşunca…”
Hasbinallah… Ne yapacaksın? Nükleer başlık mı vuracaksın?
Kadim ahali; arzum felaket tellallığı değildir. Ancak hepimizin bildiği, telaffuz etmediği bir tehdit var: Ya ABD İran üzerinde nükleer bombalama yaparsa? Kimseler bu ihtimali dile getirmiyor çünkü kimse Amerika gibi bir demokrasi ülkesinin bunu yapabileceğine ihtimal vermiyor. Ve fakat pek değerli hemşerilerim; Amerika'da yönetimde şu anda Trump denen bir seri suç sabıkalısı var. Dolandırıcılık, darp, taciz, tecavüz… ne ararsan var özgeçmişinde. Bana kalırsa portföyünde cinayet de vardır. Ve ancak o daha ispatlanamadı. Yani böylesi bir manyağın ne yapacağı belli olmaz. Nükleer bomba ikaz olmadan atılmaz diye biliyoruz. Da; konu Trump olunca insani teamüllerin takip edileceğine dair ümit beslemek biraz hayalperestlik olur.
Amaan! Dünya birbirini yesin. İşler durulduğunda “Bütün bu olanların arkasında ki zihin aslında biziz.” deriz olur biter. Yerse…