Çocukluğumuz, tarihte atalarımızın başarı öykülerini dinlemekle geçti.
Tarih, 14., 15. ve 16. yüzyıllara Türk’ün kahramanlık yılları dedi.
Sonraki yılları atlıyoruz çocuklar!
Atalarımız bizi düşmandan kurtardı, bize bu vatanı emanet etti.
Fetih, başkalarının toprağına zorbalıkla el koymaya denir.
Fatih, 1453’te İstanbul’u fethetti denilince kulağımıza hoş gelir ama İsrail Filistin topraklarını fethetti denildiğinde rahatsız oluruz.
Fethettiğimiz yıllarla gururlanırken, kaybettiğimiz yıllardan pek bahsetmeden direkt “Atatürk bizi kurtardı”yla gururlanmaya başlarız.
Atalarımız fethetmiş, biz gururlanmışız!
Atalarımız bizi düşmanın elinden kurtarmış, biz gururlanmışız!
-
yüzyıla zaferle giren bizlerin artık yeniden bir vatanı olmuş; üstelik yeni vatanı padişahlar değil, bizim seçtiklerimiz yönetecekmiş. Çünkü demokrasi diye bir hak da kazanmışız.
Tarih, 19. yüzyıla Türk’ün zafer yılı demiş.
Bağımsızlık nidalarımız çok sürmemiş. Demokrasiyi kullananlar, 1950’de halkın oyu ile başa geçer geçmez tüm fabrikalarımızı kapatıp savaş yorgunu Mehmetçiği yeniden savaşa sürmüşler! Hem de vatan için değil, elin Amerikalısı için; dünyanın öbür ucuna, Kore’ye Mehmetçiğin kanı peşkeş çekilmiş.
Tarih, 50’li 60’lı yıllara yeniden utanç yılları demiş.
Sata sata elde avuçta bir şey kalmayınca, IMF’den borç, NATO’ya yalakalık derken yeniden fakirlik başlamış. Kılıçla fethedemediğimiz Avrupa topraklarına modern köle olarak satılmış, Avrupa’yı döner bıçağı ile fethetmişiz.
Fakirler, ekmek için gurbet ellerde “Almanya acı vatan” türküleri söylerken; Kıbrıs Türkü düşman zulmünden inim inim inlerken; ülkemiz faşist Amerika’nın filosuna secde edenlerle komünist SSCB’ye katılmak isteyenlerin savaş alanı olmuş, kardeş kardeşin kanını dökerken tarih bu yıllara da utanç yılları demiş.
Tarih, 90’lı yılları mutlu geçirmiş ama 2000’li yıllarla yatak odalarımıza giren internetin kontrolünü elinden kaçırmış. Çağa uyduramayan ülkemizde dünya yapay zekâya koşarken biz cemaatlerin ülkesi olmuş, vatanı parsel parsel satmaya başlamışız. Sonra koltuk kavgaları tepeden aşağıya kadar benliğimizi sarmış.
2000’leri rahat geçirsek de 2020’de koltuk kavgalarına montaj videolar, sahte hesaplar, iftiralar damgasını vurmaya başlamış.
Gidişat; Serdar Ortaç’ın “Binlerce dansöz var” şarkısını haklı çıkarırcasına ilerliyor. Kadın kılığında hesap açıp ortalığı karıştıranlar hâlâ utanmadan insan içinde dolaşıyor. Yalan mumları yatsıya gelmeden sönenler, yeni mumlar yakıp söndürüyor.
Tarih bu yılları maalesef yine utanç yılları olarak kaydedecektir, vesselam!