YAZIYOR! YAZIYOR! MANŞETLER YAZIYOR!

Abone Ol


Domaniç’in gazetesini okuyan siz saygın ve müstesna hemşerilerim için bu hafta yakın tarihimizde gazete manşetlerinde yer almış mevzuları özet olarak ve beraberce bir gözden geçirmemizin Domaniç’i Domaniç yapan en önemli unsurlardan birinin düşüncemiz ile hafızamız olduğunu herkese hatırlatacağını hissediyorum.


Amacım kesinlikle herhangi bir konuya ya da gruba saplanıp kalmak değil. Bu nedenle ne Aslı Kötülük Partisi’nden, ne Dağlarda Evimiz Mağaralar Partisi’nden, ne Madara Habis Partisi’nden ne de Can Hakkındır Partisi’nden veya İYİ Parti’den bahsetmemeye çabalayacağım. Ki tahmin edersiniz ki manşetlerin çoğu bu oluşumlar hakkındadır.


Sokaklarda gördüğüm şudur: Vatandaş yaşayabilmek için bir kişinin ölmesini bekliyor. Tabii bunu böyle söyleyince vatandaşlık diyor ki; “Ben öyle kötü niyetli değilim! Kimsenin ölmesini sabırsızlıkla beklemem!”

Sabırla bekleniyor zaten.


Sokaklar manşetlerin aynasıdır. Tabii genelde böyle. Elinde bezbol sopalarıyla Hürriyet Gazetesi’ni basan iktidar milletvekilleri bir milattı. Akp darp ve cebren Türkiye’nin en köklü ve en çok satan gazetesini gasp ediyordu. Böylelikle Türk ulusal ve uluslararası gazeteciliği karanlık devrine girmiş oldu. Yerel basın olarak bizler ise elden, kalemden geldiğince sesimizi gür çıkarıyoruz ki kalalım hür.


Ve manşetler! Bakın! Bakın Türkiye’de manşetler neler yazdı!


4 Aralık 2016 Hürriyet Gazetesi (Fiyatı: 1,25₺) :

“ORGANİZE TÜRKLER”

Manşetin konusu şu: Gana’da birileri sahte ABD Elçiliği açıyor. Bir villa kiralıyorlar. Bahçeye bir Amerikan Bayrağı direği yapıyorlar. İçeriye bir vezne ve duvarlara ABD Başkanları resimleri koyuyorlar. Oldu sana elçilik. Ve sıkı durun: Bu sahte elçilik 10 sene boyunca “hizmet” veriyor. Pasaportlara sahte vizeler veriyor. Vize başvuru ücretleri alıyor. Ve yine sıkı durun: Bunu yapan örgütün patronajını Türkler yapıyor!

Domaniç, hale bakar mısın? Amerika Birleşik Devletleri sahte Amerikan Elçiliği’ni 10 sene boyunca fark edemiyor. Bu demektir ki işin içinde onlar da var. Bu demektir ki Dünya gerçekten güvenli bir ortam değildir.


26 Ocak 2025 Korkusuz Gazetesi (Fiyatı: 10₺) -Miraç Kandili-

“ŞİKAYET İŞLERİ BAŞKANI”

Konu: Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş 2.689 günlük görev süresince 3.000 kişiyi mahkemeye vermiş! Gazetede ki habere göre önceki dönemlerde hizmet sunan eski Diyanet İşleri Başkanları Ali Bardakoğlu ve Mehmet Görmez kimseyi mahkemeye vermemişlerdir.

Adamlar resmen “tazminat zengini”! Tayyip Recep Erdoğan’ın kaç vatandaşı mahkemeye verdiğini duysanız afallarsınız. 30.000’den daha fazla. O kadar diyeyim yani. Tabii davaları kendi adlarına açıyorlar ve ancak dava dosya ücretlerinin hepsini devlet karşılıyor. Dava açmak şuursuza bedava olunca işte böyle otuz bin kişiyi mahkemeye verebiliyor.

Ancak konu Diyanet. Yahu… Diyanet affedici ve Rahman olan Yaradan’ın inancının temsilci ve bekçisi değil mi?

Aslında burada Diyanet İşleri Başkanlığı sıfatıyla Diyanet’in kendisi vatandaşı mahkemeye veriyor. Yani dini yargılamaya yol yapılmaya çalışılıyor. Dini yargılamanın kötü yanı şudur: Her birey dini aynı yaşamaz. İnancı bir insanlar aynı inancı farklı biçimlerde yaşayabilirler. Dini yargıda belli bir kesimin dini yorumlayış şekli kanun haline gelir. Hakimler Allah adına karar verdiklerini dile getirirler. Sapkınlıktır yani. Çünkü kul Yaradan adına karar ve-re-mez.

Neyse ki internette Diyanet Hediye Dükkanı’ndan Diyanet Sertifikalı tesbih ve seccade alabiliyoruz artık.

Minberde “Allah günahlarınızı affetsin.” diyor. Minberden inince “Allah cezanızı versin! Hepinizi mahkemeye vereceğim!” diyor.

Domaniç, anlayacağın memleket kafayı yemiş vaziyette. Kendimizi nasıl savunacağımızı anlatmak beyhudedir. Ve çünkü Domaniçli bilir ve çünkü öngörür.


19 Ağustos 2025 Akşam Gazetesi (Fiyatı: 15₺)

“KIRIM VE NATO’DAN VAZGEÇ”

Manşetin muhatabı Ukraynaymışçasına Türkiye. Türk Milleti. Gazete bize diyor ki; “Kırım ve NATO’yu unut”… Bir bilinç altı şartlanması yapmaya çalışıyor gazete. Türkler Kırım’ı kaybetmeyi olağanlaştırsın isteniyor. Sayısız askeri tehdit barındıran bir bölgede bulunan bir ülke olan Türkiye’de Dünya’nın en etkin askeri ittifakından ayrılma fikrini Türk’ün bilincinin altına işliyorlar.

Kabul edelim: Türk için Türk olmayana silah arkadaşı demek kolay değil. Ve fakat olmadı da değil. Yeri geldi Arap’la bir olduk, yeri geldi Alman’la. Yeri geldi Kore’de Amerikan’la omuz omuza çarpıştık. Olduğu oluyor yani.

Biz NATO’yu NATO bizim güvenliğimizi sağlasın diye istemiyoruz. Gerçekçi olalım: Biz NATO üyeleri bize saldırmasın diye NATO’dayız. Gerçek bu kadar berrak aslında.

Biri bize saldırırsa NATO bizi korusun? Öyle bir şeye ihtiyacımız da yok, öyle bir durumda NATO’nun kılını bile kıpırdatmayacağına dair kanıdan başka bir izahata da lüzum yok.

Türkiye’nin NATO’dan çıkması NATO’yu karşısına alması demek olacaktır.

Akşam Gazetesi “Kırım’ı bırakalım” diyor. Ve gazetenin ambleminde Ay Yıldız var. Kırım… Bu kır benim! Benim kırım buralar!

Kırım Türk’tür. Noksanı/fazlası… Kırım Türkler’in inşa ettiği camilerle doludur. Kırım’ın tarihinde Türkçe yayınlanmış gazeteler/neşriyatlar vardır. Kırım’ın toprağını kanı ile sulamış on binlerce Türk Şehit var. Osmanoğlu’nun en yakın dostu olan Kırım Hanlığı gerçeği var. Ne hâdle Türk’e Kırım’ı terk etmek makul bir durummuş gibi yutturulmaya çalışılıyor?


8 Eylül 2025 Korkusuz Gazetesi (Fiyatı: 15₺)

“DÜĞÜNDE ALTIN YERİNE ARTIK GÜMÜŞ TAKILIYOR”

Ormanla doğan Domaniç. Doğman için en güzel diyarlardan Domaniç… Bu durum hakkında ne denilebilir? Kızlara evlilik teklifinde elmas yerine bakır mı verilecek yani?

Mevzu sadece ekonomik değil. Kültürel. Altın bizde oldum olası olageldi. Doğumlarda, sünnetlerde, düğünlerde, özel günlerde altın hediye etmeyi seven ve altın madenine güvenen bir milletiz. Ve bunu kaybediyoruz. Etsiz çiğ köfte zırvalığı ile çiğ köftemizi nasıl kaybettiysek… Sarımsaksız cacık saçmalığı ile cacığımızı nasıl küstürdüysek… Laktozsuz süt kepazeliği ile nasıl gaz yapmayan sütü makul sandıysak… Şimdi de sıra altında. Gümüş kaplama altına ne dersiniz? Tövbe Yarab Ya Resulullah yahu.


8 Eylül 2025 Nefes Gazetesi (Fiyatı: 15₺)

“YILDIZ TEKNİK DÜĞÜN SALONU”

Bu Yıldız denilen mesken Abdül takıntısı olan sözüm ona Osmanlıcılar için bir merkez halini aldı. Yıldız Sarayı Camisi’nde namaz daha sevap sayılır hale geldi. II. Abdülhamid’in yerleşkesi olarak inşa edilen Yıldız Sarayı’nın bitişiğine Yıldız Camisi yapılmıştı. Müstesna bir iç tasarıma sahip, kibar ve mütevazi bir estetiğe sahip bir camidir. II. Abdülhamid camiye gitmek için sarayından ayrılmak istemiyordu. Öldürülmekten çok çekiniyordu. Çünkü sevilmiyordu. Bu sebeple Yıldız Sarayı’nın dibine Yıldız Camisi yapıldı.

İşte Yıldız II. Abdülhamid için böyle özel bir yerdi. Bu sebeple bağnazlar ve yobazlar buraya çok önem verirler. Çünkü II. Abdülhamid anayasal çalışmaları durdurmuş ve meclisi kapamıştır. Osmanlı Devleti’ni kendi mülkü olarak gördüğü için Türk Milliyetçiliği’ne karşıydı. Doğu’daki topraklarını koruyabilmenin tek yolunun Türkler dışındaki tüm Müslüman azınlıklara her türlü imtiyazı vermek olduğuna inanan bir padişahtı. Batı’daki topraklardan ise zaten vaz geçmişti bile. Onun bu tutumunu Ümmetçilik olarak yorumlayan eğitimsiz kitle bugün bile halen II. Abdülhamid’i övebilmekte ve hatta devletimizin temelinde yine II. Abdülhamid’i görebilmektedir.

Ya manşet? İşte bu eğitimsizlerin cebi para görenleri Yıldız Sarayı ve Camisi yanında yer alan Yıldız Üniversitesi Yerleşkesi’nde düğünler düzenleyerek “güzel anılar” elde ediyorlar. Üniversite’de düğün?

Yapılması normalse şimdiye kadar niye yapılmadı?

Amaç ilkokullarla ilgili. Diyorlar ki “Çocukların sünnetini topluca okullarda yapalım. Düğünlerle falan.”

Bir sonra ki hedef ameliyathanelerde kebap partisi.


Manşetleri dünü unutalım diye atan gazeteler var. Manşetleri bugünü anlamayalım diye atan gazeteler var. Manşetinde gerçeği haykıran gazeteler var. Zengin olan, kapısında devletin polisinin nöbette durduğu gazeteciler var. Evi barkı dozerle yıkılıp, zındana atılan gazeteciler var. Ve fakat ancak halen gazeteler var.


Geçtiğimiz günlerde marketten gazete alırken biri “A ah! Siz halen fiziksel gazete mi okuyorsunuz?” dedi. “Ayrıca kitap da okuyorum ben.” dedim.