Taksiti henüz bitmiş '83 model Kartal'ıyla şehirden köyüne dönüyordu. Köye varmadan benzinliğe çekip depoyu dolduracaktı ki, arkadan gelen bir aracın kendisini sıkıştırdığını ve peş peşe selektör yaptığını fark etti. Gıcıklığına iyice yavaşladı. Arkadaki araç sollayıp önüne geçti ve dörtlülerini yakarak durdu.
"Bulduk başımıza belayı..." diye mırıldandı.
Öndeki araçtan şık giyimli, genç bir adam gülümseyerek indi. Yanında da kendi yaşlarında birkaç kişi daha vardı. Genç adam Kartal'ın kapısını açtı: "Amca, vaktin varsa biraz konuşabilir miyiz?" diyerek bir yandan da hürmetle elini öpmeye çalıştı.
Neye uğradığını şaşıran yaşlı köylü arabadan indi. Hiç tanımadığı bu şehir çocuğuyla bir anda sarmaş dolaş oluvermişlerdi. Yanındakileri sonradan çıkardı; ilçedeki bir partinin ileri gelenleriydi ama tam olarak hangi parti olduğunu çıkaramadı.
"Olur evlat," demeye kalmadan birileri hemen arabasına binip Kartal'ı benzinliğe çekti. Diğerleri ise yaşlı adamın koluna girip istasyonun restoranına doğru yürüdü. Çaylar, çorbalar içilip "Nasılsın, iyi misin?" sohbetinden sonra sadede gelindi. "Yakında seçimler var dayı. Sen de köyün ileri gelenlerindensin, lafın geçer. Ahanda bu arkadaş bizim vekil adayımız," dediler.
Vekil adayı pek mütevazı, son derece saygılı biriydi. Zaten esnaf çocuğuymuş; insanla nasıl konuşulacağını, kime nasıl davranılacağını iyi biliyordu. Yaşlı köylü, kendisine gösterilen bu hürmetten ve ilgiden pek etkilenmişti. Hem arabasının deposu hem kendi midesi dolmuş, üstelik köyü için bir sürü de söz almıştı. Gel zaman git zaman, o saygılı vekil adayı seçildi ama bir daha yüzünü gören olmadı. Yaşlı köylü, "Belki Meclis'te bir konuşma yapar da televizyonda görürüm" diye çok bekledi, ekranlara çok baktı ama nafile... Vekil sırra kadem basmıştı.
Kartal'ın taksitleri bitmişti bitmesine ama arabanın da dermanı kalmamıştı. Ayda birkaç kez sanayiyi boyluyor, üstelik çok da yakıyordu. Yine bir gün, cılız yanan farlarıyla ve depodaki son damla benzinle tam istasyona girecekken arkasından bir korna sesi yükseldi: Dat daat! Gözünü alan lüks bir araç, tepesindeki çakarları yakmış, hızla üstüne geliyordu. Bir de "Çekil önümden!" der gibi şimşek gibi çakan farlarıyla sürekli selektör yapıyordu. İnatçı köylünün damarı tuttu; bilerek yavaşlayıp yolu ortalamasın mı?
O an zihninde bir ışık yandı: "La yoksa bu bizim seçtiğimiz vekil olmasın?" Aracı pat diye yolun ortasında durdurdu. Yine karnını doyuracaklar, depoyu fullleyeceklerdi anlaşılan! Daha el frenini çekmeye fırsat bulamadan iki zebella gibi adam kapıyı açıp onu yaka paça arabadan indirdi. Yermisin yemez misin, pat küt vurmaya başladılar. Arkadaki araçtan inen parlak ayakkabılı adam, kolundaki milyonluk saate bakıp, "Lan bunları kim çıkarıyor yola bilmem ki! Hadi çocuklar, uğraşmayın," diyerek çakarlı aracına bindi ve gaza basıp gitti.
Yediği dayakla kala kalan köylü, doğruca muhtara gidip şikayetçi oldu. Muhtar, "Dalga mı geçiyorsun dayı benimle?" diyerek dinlemeden başından savdı. Köyün imamına gitti; imam, "Senin ne işin var siyasilerle? Git abdestini al, namazını kıl, günahlarına tövbe et. Zaten bir ayağın çukurda," diyerek kestirip attı. Kaymakam odasına kabul etmedi. Adliyenin kapısından içeri bile giremedi.
Hırsından patlayacak raddeye gelen köylü, tam "Bunları vekil seçenin de..." diye avazı çıktığı kadar bağıracaktı ki... Önünden sirenlerini çala çala geçen bir çakarlı araç gördü ve sustu. Pardon vekilim dedi fısıldayarak… O gün bugün dür herkes artık susuyor…