Bizim kısaca “Amerika” dediğimiz, aslında adı “United States Of America”, yani Amerika Birleşik Devletleri olan yapıya hiç kafa yordunuz mu?

İstanbul’un Fethi sonrası doğu ile bağını kopardığımız Avrupalıların coğrafi keşifleri geliştirmelerinin akabinde keşfettikleri Amerika kıtası, doğuya göre çok daha cazip bir coğrafya oldu. Biz o esnada üç kıta yedi deniz hakim bir devlet olduğumuzla övüne duralım, Kalyon adı verilen yüksek okyanus gemilerini de geliştiren Avrupalılar çoktan bizim üç kıtamıza bedel bir kıtayı sahiplenmişlerdi bile… İngilizler, İskoçlar, Almanlar, Fransızlar… Biz batıya gitme hayaliyle “Kızıl Elma” rüyasında şiirler okurken, batıdakiler artık doğudaki Hint’e, Yemen’e, Çin’e değil, koşa koşa daha da batıya gidiyor, geliştikçe gelişiyorlardı.

250 yıl kadar oldu. Yerleştiler, Kızılderililerin coğrafyasına. Duygudan, hayalden, tabulardan uzak “çok uluslu” bir devlet kurdular. Sadece akıl, rasyonel hayat ve çalışmak vardı. Yasaklar yoktu, özgürlük vardı.

Çok uzatmaya gerek yok, ABD denilen bu devletin bugün nasıl da güçlü, emperyal ve yeni dünyaya tamamen hakim bir hegemon olduğunu çok iyi biliyoruz. Büyüdükçe büyüdüler, büyüdükçe de büyümek zorundalar. Zira aksi, sonları olacak. Büyümek zorunda olan, enerjiye ve yakıta ihtiyaç duyar. Almak için de gücünü kullanır. Doğrudur demiyorum, ama bu maalesef böyledir.

Biz, ortadoğulu edebiyat düşkünü milletler ise sahip olduklarımızla övünmeyi çok severiz de, köpüklü edebiyattan uzaklaşıp matematiğe yanaşmadığımız sürece sahip olduklarımızı, korkarım ki savunamayacağız…

Hülasa…

Biz kızıl elma hayali ile oyalanırken, kızılderililerin topraklarına çöktükten sonra bütün dünyaya ısırılmış elma satan Amerikalılarla baş etmek öyle kolay bir şey değil. Bin yıldır Asya’da hayvan güden biz Türkler; en iyi bildiğimiz işi “Çobanlık” diye küçümsedikçe, batılılar bu işi yapana “Kovboy” diyerek büyümeye devam edecekler…

MTT, Mart 2026