İstiklal Marşı yazarımız Mehmet Akif Ersoy, 14 Mart 1913’te “Âtiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak” şiirini yazar. Şiirin bir mısrası şöyledir:
“Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.”
Şaire bu şiiri yazdıran sorun nedir dersiniz?
8 Ağustos 1903’te Makedonya’da Sivaslı Jandarma Er Halim Olayı’nı bilir misiniz? Rus konsolosuna selam vermedi diye konsolos tarafından itilip kakılmaya çalışılan asker, çeker silahını ve konsolosu öldürür; Osmanlı-Rusya arası gerginlik başlar. II. Abdülhamid de gerginliği düşürmek için iki Osmanlı askerinin idam edilmesini ister; ancak Enver Bey ve vatandaştan gelen tepkiyle idam durdurulur!
Eskiden Osmanlı’nın Domaniç ve Söğüt’te kurulduğu yazardı. Artık kitaplardan Domaniç çıkarıldı ve sadece Söğüt/Bilecik yazar. Domaniç’te “Osmanlı buralarda kotarıldı; ahanda Hayme Ana Türbesi burada, ilk çadırın kurulduğu Ebe Çamlığı şurada, Savcı Bey burada, Mızık Çamı orada, devletin planlandığı, Ertuğrul Gazi’nin çıkıp yeni devleti tasarladığı Tefekkür Tepe burada” diyenlerle alay edilir, tiye alınır. Bunlar bir de kendi aralarında “Bizim Mızık Çamı var ama sizinki yalan” diyerek birbirlerini zayıflatırlar.
Her neyse; 1299’da Yörük Türkmenlerin Domaniç’te tasarladığı, Söğüt ve İznik’te kurduğu Devlet-i Aliyye, kısa sürede çok işler çıkarıp hızla topraklarını genişletirken 1683’teki Viyana Kuşatması yenilgisinden sonra gerilemeye başlar.
Yüzlerce yıl savaşan halk yorgundur; halkı savaştıran saray ahalisi ise milli şuurdan uzaktır. Çöküş başlar. Borçlar artar; hainler aramızda cirit atarken her yerden patlak veren devletimiz, aman kan dökülmesin diye ne isterlerse vermeye başlar.
1919’da Ege’den, arkasına Avrupa’yı da alarak giren Yunan yaka yıka gelirken saray “Analar ağlamasın” telaşına girer. Bu sırada bir grup TÜRK ayaklanır, halkı yeniden örgütler. Yedi düveldeki düşmana, “Yunan gelseydi”, “Bulgar alsaydı” diyen iç düşmanlara rağmen aylar, yıllar süren savaşın ardından bugünkü topraklarımızı korur ve yeni devleti kurar.
Osmanlı’da matbaa yasaktı, okuma yazma bilen adeta yoktu. Kulaktan duymalarla Müslüman olan veya yapılan halkın arasına sızdırılan Amerikan, Rus, İngiliz imamlarla Türk halkı; İslam’da yasak olan cemaatlere, mezheplere, tarikatlara bölündü. “Kur’an anlaşılmaz ve yeterli değil” diyenler el üstünde tutuldu. Uydurulan dinle halk yeniden uyutuldu. Milli şuur yok edildi.
Atalarımızın Dumlupınar’da kazandığı zafer ile Yunan zulmünden kurtulanlar; atalarının çektiklerini unutup “Keşke Yunan kalsaydı” diyenleri alkışlarken, son zamanlarda 50 bin askerimizi şehit edenler de kutsanmaya başladı. Yakın gelecekte “Keşke Apo gelseydi” derlerse şaşmam.
İşte bu ortamda, en son pazar günü kutlar gibi yaptığımız 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104. yıl kutlamalarında mangalda kül bırakmayan Kemalistler yoktu! “Ölürüm Türkiyem” diyen bozkurtlar yoktu! “Ezanlar susmasın” diyen muhafazakârlar yoktu! Kaymakamın emriyle gelen memurlar, belediye başkan yardımcısı, zabıtalar, halktan 10-15 kadar vefakâr, ha bir de yeni partililer vardı.
Evlerde, iş yerlerinde, mecburî olan kurumlarda bile Türk bayrağı yoktu.
Milli şuur mu? Sizlere ömür.
Entel Köy Efe Köye Karşı filmini izleyenler ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaktır.