Belki faydası olur diye belki bir kişi daha okur da anlar diye bu köşede bıkmadan usanmadan bazı konuları tekrarlayıp duruyoruz.
Bu konular özetle:
Çevre Kirliliği: Yollara, ormanlara, parklara, derelere ve köy kenarlarına bilinçsizce attığımız çöpler…
Gürültü Kirliliği: Son beş altı yıldır hoparlörlerden insanların beynini tırmalayan sesler, bitmek bilmeyen belediye anonsları, düğün çalgıcılarının çıkardığı gürültü ve korna sesleriyle çekilmez hale gelen düğün konvoyları…
Görüntü Kirliliği: Düzensiz yerleşime göz yumulması, yanlış ve gelişi güzel park ederek 10 araçlık alanı gasp eden sürücüler, kaldırımları işgal eden ağaç dalları ve esnafın yollara saçılan malları…
Ülkemizde gerçek anlamda bir “yönetici” kavramı yok; sadece “idareci” kavramı var!
Kural ihlali yapanı denetlemesi gereken kişi ya teyze oğlu ya da yoldaş olduğu için denetlemiyor idare ediyor. Denetim mekanizması ahbap-çavuş ilişkisiyle yürüyor. Eskiden uyulan bir 657 vardı. Şimdi uyutulan bir 657 var. Herkes herkesle kol kola güçten yana…
Yanlış park edene ceza yazamıyorsun; çünkü ilçede park yeri yok! Olan yerlerde ise önder ve örnek olması gerekenlerin makam araçları, bina kapılarının önünde, kaldırımların üstünde veya anayol şeridinde duruyor. Kurallar ve kanunlar herkese eşit değil, kişiye özel uygulanıyor…
Tüm bu sorunların yanında, hemen her trafik kazasında veya yangında tanık olduğumuz acı bir tablo var. Çaresizce ambulans veya itfaiye bekleyen kazazedeler ya da yangın mağdurları; “Ambulans nerede kaldı / itfaiye nerede kaldı” diye feryat ediyor.
Adamın canı yanmış, acılı… Bir şey diyemiyorsun. Ama biliyorsun ki daha dün ilçe pazarında aracını uluorta bırakıp ambulansı geciktiren kişi de o! “Köy girişlerini genişletelim” desen, evini bir metre geriye çekmeyecek, arsasından bir karış vermeyecek olan da o! Daracık sokağa “Hemen çıkacaktım” diyerek arabasını bırakan, itfaiyenin ve ambulansın yolunu tıkayan da o! “Anız yakma” diye binlerce kez uyarılmasına rağmen, yaktığı ateşle kendi evini, komşusunun damını, hatta koskoca ormanı yakan da o! Kimse geçmesin diye tarla yolunu süren, sonra da çıkan yangında “İtfaiye gelmiyor, karşıdan seyrediyor!” diye bağıran yine o!
Bunlar bizim kurgumuz değil dostlar; ondan bundan duyduklarımız da değil. Bunlar, bizzat gözümüzle gördüğümüz, kulağımızla duyduğumuz acı gerçekler.
Hani derler ya; “Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık…” Bizimkisi de tam o misal.
İşin doğrusu ve çözümü bize göre şu; “İtfaiye nerede kaldı” diye feryat etmek istemiyorsan, önce yolunu sen genişleteceksin. Genişletmeyene sen kızacaksın, idare edene kızıp işini yapana destek olacaksın ki yumurta kapıya dayanınca gıdaklamayacaksın vesselam !