Çocukken ilginç bir tipti. En tehlikeli işleri ilk yapma hevesi vardı. Bu yüzden sürekli yarası beresi olurdu. Çocuk aklıyla bize “Kök salmak istiyorum bu Dünya’ya” derdi. Ne yapmış ne etmiş kendini ABD’ye atmış. Orada bilim adamlarıyla mı tanışmış ne… Bir deneye almışlar bunu. 35 sene boyunca aynı yerde, yalın ayak, toprak üstünde yaşamasını istemişler. Deney insana kök saldırabilmek ile ilgiliymiş. Bizim saf kabul etmiş.

“Eee? Salmış mı kök?”

Bilmiyoruz ki, daha 9 yıl oldu.

“Olduğu yerde yiyor, pisliyor demek ki. İğrenç be abi.”

Bilim uğruna mı, salaklığından mı onu tam anlayamadım ben. Yalnız bir de kök salarsa tam olur yani. Canlıları insandan türetme çalışmalarının seyrettiği yollar gerçekten ilgi çekici.

Benim hedefim daha gerçekçi: Ben uzayda ilk sigara içen adam olmak istiyorum.

“Ya boğulursan?”

Hı? Ne?

“Ya duman ciğerinden tahliye olmayıp ciğerine çökerse? Ya taklayı atarsan?”

Var mı öyle bir ihtimal?

“Sayende öğreneceğiz işte.”

Lan?

Sev ya da sevme… İnsan bir ihtiyaç. Çekiç gibi. Tornavida gibi. Biz insanlar iyiyi tüketir, kötüyü üretiriz. Nefes dediğimiz bunun özetidir.

Okumak iyidir. Vücudundaki her hücreye en az bir tane harf düşecek kadar okursan boyut mertebesi atlarsın.

Daha bitmedi: Her hücreye bir kelime sığdırır isen her hücre her hücreye kelimesi ile iletir ileteceğini. Edebiyatın bu etkisi oldukça fizyolojiktir. Eğitimli, bilgili vücut biyolojisi varlığı daha net hisseder.

Efendim tüm deneyler ve tarihi gözlem gösteriyor ki insan kıyafetle daha hızlı koşuyor. Yani nü insan ile kıyafetli insan kıyaslandığında kıyafetli olan daha hızlı koşuyor. Kıyafetin sadece bir gizlenme refleksi ürünü değil, ayrıca bir konfor seçeneği olduğunu göz ardı etmemeliyiz. Kıyafeti olan bir insanın kıyafetsiz olandan daha yükseğe zıplayabildiği görülebilir. Yani aslında çıplaklık konforsuz bir durumdur. Hareketlerin çoğu anadan doğma iken kısıtlanır.

Giyim konusunda küresel standartlar oluşmuş vaziyette. Neredeyse tüm devlet liderleri aynı giyim tarzını taşıyor. Sıradan vatandaşlar paraları yeterse devlet liderlerinin giydiklerinin aynısı giyebiliyor. Brezilya’daki Rodrigo ile Türkiye’deki Ahmet Kazakistan’daki aynı fabrikada üretilmiş pantolonları giyiyor.

Biliyoruz ki bir zamanlar her ulus farklı giyiniyormuş. Öyle bir dönemi de yaşamış Dünya.

Kumaş ve deri biyolojik birer ürün. En sevdiğim yanları budur. Yani ya bir bitkiden gelirler, ya da bir hayvandan.

Bunu nano-plastikten üretilmiş kıyafete tercih ederim. Bu açıdan bakılırsa aslında şanslı bir devirdeyiz. İnsanlık tarihinin en konforlu giyindiği periyodu yaşıyor olma ihtimalimiz var.

Türk Dışişleri Hindistan’ı çıldırtmak için Delhi’de en işlek meydanda Kebap Festivali tertiplese?

Peki şuna ne dersiniz; Kazara Avrupa Birliği’ne girmek. Sabah uyanıyoruz, bir bakıyoruz Brüksel’den açıklama: “Hoş geldin Türkiye!”

Hı? Ne? Nereye hoş geldim? Ne oluyor?

“Artık Avrupa Birliği üyesisiniz!”

Nea?! Biz istemiyorduk yahu!

“Olsun. Bizde aktif başvurunuz vardı.”

Türkiye ile samimi Soru-Cevap:

Rusya AB’ye saldırsa ne yaparsın Türkiye?

“Bana ne” derim. AB üyesi olmayan Türkiye

Düşünmem ve Rus’u çizerim. AB üyesi olan Türkiye

Adamlar uzaydan sigara yakıyor. Ne? Ne bakıyorsun öyle? Adam çölün ortasında, koordinatlarını yörüngedeki uyduyu gönderiyor ve yörüngeden Dünya üzerinde 1mm’ye kadar zoom yapabilen yakıcı lazer platformu ile ağzındaki sigarayı yakıyor ulan!

“Niye? Çakmağı mı yokmuş?! Muhaha!”

Susun lan! Geri kalmışlığımıza gülüyorlar bir de. Biri sigaramı yaksın!

Adam eve gelen misafirlere hava atıyor: “İşte bu da havuzum.”

Amerika’daki adam eve gelen misafirlerine hava atıyor: “İşte bu da gölüm.”

Evet. Gölü var adamın. Hem de bir adam değil. Yüzbinlerce adam aynı konumda. Hatunlar “Çok sinek yapar orası.” diyecek. O muhakkak.

Gölün olduğunu bir düşünür müsün yahu? Jetskiye falan biniyorsun. Ara sıra balık yakalıyorsun. Kumsalından girip yüzüyorsun falan…

ABD bunu yapmaya daha müsait bir yer. ABD’de bir göl kıyısına ev yapmanın maliyeti ile aynısını Anadolu’da yapmanın maliyeti aynı değil. Anadolu çok daha pahalı. Yani o sebeple biz eve gelen misafirleri balkona çıkarıp “Kafayı uzatınca cami görünüyor.” demeye devam.

Kapanışı yalnızca ve sadece Domaniç Gazetesi okuyanların bilgisine sunulan müthiş bir muamma ile yapmak gerekirse; Mikro Kara Delikler. Hani uzayda pek çok dev Kara Delik var. Yıldızları, gezegenleri, galaksileri içlerine çeken oluşumlar bunlar. Bize en yakın olanı bizi ırgalamayacak kadar uzakta olan bu Kara Delikler’in mikro ölçekli olanlarının varlığının kanıtlanması fizik hakkında bildiklerimizin halen bilmediklerimizden az olduğunu anlamamıza sebep verebilir. Mikro bir Kara Delik bir nanometreden daha küçük olabilir. Her yerde olabilirler. Hatta yanı başınızda bile olabilir. Neredeyse atomik ölçekte sürekli bir içine çekim halindedir Mikro Kara Delik. Tıpkı bildiğimiz Kara Delikler gibi. Bazen vücudumuza görünmez bir iğne saplanmış gibi hissederiz. Bu his uzun sürmez. Dert etmeyiz. Ve ancak o şey bir Mikro Kara Delik olabilir. Sizi içine çekemeyince tıkanıp kendini uzağa atan bir Mikro Kara Delik.

Bu yazıyı okumak sizi bilgin yapar mı? Bilmiyorum. Bilginlerin bilmediğini bilmek bizi bilgin yapar mı? Velhasıl, e haydi başlasın fasıl!