Okumak sanıldığı kadar kolay bir fiil değildir. Bugün Hüseyin Bolt’da “Ben koşuyorum” diyor, elinde lahmacun ile ilerlemeye çabalayan bizim Hilmi Dayı’da “Ben koşuyorum” diyor.
Okumak ritim ile yakından ilişkilidir. Okunan metnin ritmi, cümlenin melodisi ve tınısı içten hissedilmediyse okuyuş noksandır. Cümleler, paragraflar, sayfalar aslında bir yol gibidir. Bir kitap ortalama 50 km mesafe sayılabilir. Yani söz konusu kitabın harflerini birbirine eklersek 50 km uzunluk edecektir. Bu sebeple gözlerin yazı üzerindeki hareketi bir tür gezinmedir. Bundan mütevellit “Çok okumak mı? Çok gezmek mi?” sorusu her düşünüşümde bana komik gelir.
Kişi sessizce okurken bazen bazı kelimelerde takılır. Ve bunu es geçip okumaya devam eder. Doğal refleksimiz böyledir. Ancak o kelimeyi okumayı başarabilmek, telaffuz etmeyi mümkün kılacak olan uygulamadır.
Okumak insanın izahat kabiliyetini oluşturur. Bu sayede insan kendini kendisine daha net ve ince detaylarıyla anlatabilme imkanına kavuşur. Aynı biçimde Allah’a ruhunu daha gelişmiş ve layıkıyla ifade edebilme yetisine kavuşur.
Okuyanların yaşadıkları temel sorunlardan biri yazıtı ezberledikten sonra okuyamama durumudur. Bir şahıs bir metni ezberlerse, bundan böyle o metni okumaya ihtiyaç duymamaktadır. Bu yanlıştır. Ezberdeki de sesli dillendirileceğinde okunabilmelidir. Ve okunmalıdır da. Okuyuş esnasında ki ses çerçevelidir. Ezberden çıkan ses metnin sınırlarına uymak zorunluluğu hissetmez. Gereksiz uzatır. Gereksiz hızlanır. Gereksiz bekler. Ezberdeyken okuyan ses âlimdir.
Gerçek olağan bir şeydir; alışın.
Haydi gelin Ay’ın en yüksek zirvesine Türk Bayrağı dikelim!
Bu heyecan ile hakikaten ilmî düşünelim. Düşün elimize diyelim fikirlere…
Saygıdeğer Domaniçliler, önümüzdeki 50 yıllık süreç boyunca Dünya’da konut inşaatlarında devrimsel güncellemeler yapılacakmış gibi duruyor. Artık her ev en az iki tuvalet/banyo ve iki balkon ile bir simülasyon odası ister bir zamandayız.
Diğerlerini anladık da “simülasyon odası” nedir? Bu oda günümüzün 3-4 saatini geçireceğimiz, yapay hayat etkisi sunan yarı dijital, yarı mekanik bir odadır. Zemin her yöne hareket edebilen zemindir. Simülasyonun içerisindeyken saatlerce ve kilometrelerce yürüyebilirsiniz. Oda bunun için tasarlanmıştır.
ABD’de evler çoğunlukla müstakil oluyor. Tabii şehrin göbeğinde olmadığı müddetçe. Bu evlerde bir bodrum katı, bir zemin ve bir üst kat olmazsa olmaz durumda. Bunun yanında bir garaj ve tabii zemin genişliği evin taban zemin genişliğinden az olmayan bir bahçe. Ve şimdi simülasyon odası ekleniyor bu yapıya. Başta video oyunlarını oynamak için kullanılabilecek olan bu oda ileri zamanlarda insanların insanlıkla iletişimini dallandıran bir küresel buluşma platformu halini alabilecektir.
Uzayın sesi… hani bazen odanın içerisinde uçuşmakta olan tozları anca feneri açınca görebiliriz ya? Yani toz oradadır. Ve ancak görülmemektedir. Işığı tutunca ise görünür olur. Peki bu toz ben feneri tuttuğumda mı oldu? Tabii ki hayır. Zaten vardı.
“Duyulmayan sesi nasıl duyarız?”
Yansıtarak ve Semitik, I Want One okuyarak.
Düşüncenin tutsağı yok.
Cehennem’den geçmek Cennet’e girmek için sebeptir.
Aç Millet’e “toksunuz” deyince doyulur sanıyorlar.
“Merkez Bankası’nın parasının hesabı mı sorulur?” ?!!
“Sıktığımız merminin hesabını mı vericez?!”
Mavi Marmara Şehitleri’ni pek anmaz vaziyettesiniz. Tabii onlar sizin ödünüzü değil, Kutsal Şehri savunmaya sefer ettiler. 15 Temmuz’dan beri bizim evin meskende tüm İETT (İstanbul Elektrik Tramvay Tünel İşletmeleri) otobüs duraklarının hepsinin ismi Şehit [isim] şeklini aldı. Hakeza sokak isimlerinin de hepsinin isimleri Şehit [isim] biçiminde. Bu mevzuda bu kadar hassas olanlar Mavi Marmara gerçek Şehitleri’ni niye anmıyor? Çünkü şehit olmayana şehit muamelesi yapmaya çalışanlar Şehitleri anmaya yeltenemiyorlar. Sebep bu.
Herkes bir son arıyor. Şu an son an mı? Bu an yeni bir döneme açılan ve eskinin kapandığı bir son an mı? Son son son! Aranan hep bir son. Ancak insanın ölümü bile son değilken nasıl olacak o son?
Ya konularla tamamen alakasız bir şey söyleyeceğim; adam kılıçla burnunu karıştırıyor yahu!
Askerlikle ilgili halen aklımın almadığı bir nokta var. Pilotlarla ilgili; adam F104 ile sesten hızlı uçuyor… Saatte 2.000 km falan… Sonra geliyor, yere iniyor ve uçağı park ediyor. Ama nasıl bir park etmek biliyor musun? Yerde kısacık bir turuncu çizgi var. Uçağın burnu santimi milimine buraya denk olacak! Rajon öyle. Yahu abicim 3 dakika evvel saatte 1.500 km ile yardırıyordun, şimdi bu milimlik park nasıl oluyor? Nasıl bir disiplin? Şaka gibi bir olay yav.
Bu arada motoru Amerikan, uçuş yazılımı Fransız, orası İtalyan, şurası İsrail olan “milli” uçağımız KAAN… “Önce yapalım. Sonra millileştiririz.” Yanlış. Bu mantıkla milli unsurlarımız dahi yabancı tahakkümü ve bağımlılığı altına girer. “Önce yapalım” diyorsun, yapan sen değilsin.
ABD eski Başkanı George W. Bush Irak Savaşı esnasında binmişti bir F18’e, ve iki pilotlu bu uçak ile Amerikan Uçak Gemisi’ne iniş yapmıştı. İndiğinde yüzünde ki ifade “Haydi bir daha yapalım!” şeklindeydi. Atın çiğnediği bir kişiye “Haydi uç o zaman KAAN’la yönetici olarak!” demek biraz abes tabii. Ancak bu işin üslubu budur.
Tıpatıp aynı mıdır?
[30 AĞUSTOS]
İngiltere, ne haber? Nasıl gidiyor her şey? Aklıma ne geldi biliyor musun? Hani biz senin o yenilmez armadanı batırmıştık? Hatırladın mı? Binlerce denizcin yanan ve batan gemilerin arasında can siperhane hayatta kalmaya çabalıyor ve “Bizim burada ne işimiz var?!” diye bağırıyorlardı. Belki hatırlarsın; hani Dünya’nın öbür ucundan Avustralyalılar’ı “Sizi lord yapacağız.” diye kandırıp yığmıştın buralara? O Avustralyalılar halen burada. Cesetlerini sen umursamadın. Biz anıt diktik onlara. Yanlış anlaşılmasın: Sana değil. Gittiğin her yere vahşet götürdün İngiliz. Hindistan’a kan bulaştırdın,
Amerika’da yüzbinlerin canına kıydın, Kudüs’ü kolezyuma çevirdin. Arjantin’e bile savaş açtın be! Dünya’nın en barışçıl uluslarına saldırdın. Sen seni nasıl cezalandırırdın? Lütfen saldır bize İngiliz. Lütfen… Saldır bize…
Fransa, sen benim p*çim misin? Niye tarihin en zor anlarında seni hep ben ayakta tuttum? ABD’ye ben yardım ettim, sen kahraman oldun. Amerika’nın Fransız Yardımı diye bildiğinin aslı şudur: Ben; yani Türkiye, Amerikanlar’a yardım etmek istiyorum. Hem de büyük yardım. Ve ancak İngiliz ile Akdeniz’de dalaşmak istemiyorum. Askeri açıdan sorun olmaz ve ancak Akdeniz su ticareti sekteye uğrarsa sıkıntı olur. Bu sebeple ben yardımı Fransa’ya vereceğim, Fransa Amerika’ya ulaştıracak. İngiliz Fransa’ya sınır komşusu olduğu için saldıramayacaktır. Anca uzaktan savaşmayı bilir.
Şimdi Fransa… Ben niye hep zor anlarda sana yardım ediyorum? Hatırlarsan Akdeniz’de kapitülasyon verdiğim tek ülkeydin. Senden başka kimse Akdeniz’de vergisiz/serbest ticaret yapamıyordu. Bu sayede bugün halen büyük ülke statüsündesin. Hatay’ı ucundan tut da çek bir bakayım uzayacak mı?
İtalya, hamurun beşiği Anadolu ve Mezopotamya’dır. Ziyadesiyle makarna, pizza falan komple bizim icraatlarımız. Benim kuzenlerden biri girdiği ortamlarda benim anılarımı kendi anısıymış gibi anlatıyor. Ona benziyor senin de durum. Seninle arkadaş olalım dedik… Akdenizli’dir… Anlar dedik. Sen de gittin İngiliz’le, Fransız’la, Rus’la birleşip saldırdın. Aynı anda… Yakıştı mı sana İtalya? Bu sayede hepiniz teketekte kaybedeceğinizi onamış oldunuz. Papa niye Ekümen Patrik’in elini öpmüyor? Seninle huyumuz yakın ve ancak temellerimizde çatışma var.
Roma İtalyan değildi. İtalyanlar Roma’nın etraftaki köleleriydi sadece. Gerçi konu senin tarihin değil. Yahu İngiliz, Fransız, Rus sana “Gel beraber Türkiye’ye saldıralım.” dediğinde nasıl olur da “Yahu siz üçünüz altından kalkamıyor musunuz ki?” diyemedin la? Hiç kıllanmadın mı durumdan?
Rusya, ne diyeyim ki? Zaten Dünya’nın başına bir belasın. O kesin. Sürekli işgal, sürekli asimilasyon, agresif ve öfkeli devlet politikası, dev yolsuzluklar, yasaklanması gereken ideolojiler… Klâsik edebiyata katkısının dışında Rusya safi zarar insanlığa. Yani sen saldırmasan şaşardım. Rusya; halihazırda Türk toprağı olan Kırım’ı işgal halindesin. Kırım’ın adını değiştiremedikçe Kırım sana ait olmayacak! İnsanların evlerini bombalayan sarhoş askerlerini ve dışkıladıktan sonra temizlemediğin kaba etini al da evine kapan! Dağlarımız Gazi’dir. En azından bunu bilirsin. Kafkasya’da geçit vermeyen var iken geçilir sandın. İçe içe dondun. Telef oldun. Hak ettin.
Yunanistan? Hı? Ne? Sinek spreyi nerede yahu?..
30 Ağustos En Büyükler’in Tek Büyük’e mağlubiyet günüdür. Türk’ün Dünya’ya armağan ettiği ümit kapısıdır. Evet en büyükler bir araya gelseler dahi, halen umut vardır.
Bugün Suriye’ye bir operasyon yapma basireti gösteremeyen, Kırım’da sessiz kalan, Karabağ’da işgale 30 sene seyirci kalan, Kıbrıs’ta etkisiz olan bir hakim algı varken aynı anda İngiliz, Fransız, Rus ve İtalyan’la nasıl çarpıştığımızı tahayyül etmek zor olabilecektir.
Korkusuz bir Başkumandan;
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Adanmış bir Millet;
Türk
Biz bu savaşı evde bekleyenler hayatta kalsınlar diye verdik.
Cümle Şehid’imizin ruhlarına rahmet diliyor ve mutlak huzurları için dua ediyoruz