“Abi girme bu mevzulara. Linç ederler seni.”

“Bence de kardeşim; bırak herkes ne hali varsa görsün.”

“Senin demen ne fark yapacak ki? Niye kendini riske atıyorsun? Herkesin enayisi sen misin?”

Bunları dinleye dinleye iş maalesef hep gitti daha kötüye.

Konu: Cami.

Nasıl Cami? Her şey yolunda mı? Huzuru, refahı yerinde mi Cami’nin?

Samimiyeti gizlemek yalancılıktır. Bu sebeple paldır küldür bir biçimde, heyecanlı bir inançlının pervasızlığıyla anlatacağım:

Hz. Peygamberimiz’in Doğum Gününün, O’nun Allah’ın katına yükseldiği günün mertebesine 15 Temmuz’u taşımak da ne oluyor? Neler oluyor bize yahu? Kandiller’de, Cuma evveli, Bayram Namazı evveli ve cenaze namazları öncesinde okuduğumuz Selâ’yı 15 Temmuz’da okuyoruz. Doğru mu bu?

Efendim bundan yaklaşık 50 yıl önce zamanın iktidarı CHP kendine şunu dert eder: “Cemaat vakit namazları için Camiye gelmiyor! İnançta zayıflarsak Allah muhafaza özgürlüğümüzü yitiririz. Anlamadıkları için gelmiyorlar. Anlasalar gelirler.” deyip ezanı Türkçe okutur Camilerden. Haydaa…

Hanımlar ve efendiler; Ankara’nın kendini dini özel vakitleri ilan edebilir görmesi şirktir.

Türkiye unuttu. Biz listesini tuttuk:

-2002 Ankara Siteler Camisi ezanı Akp Genel Başkanı gecikince geciktirilmiştir.

-2007 Denizli Ağalar Camisi ezanı Akp Genel Başkanı gecikince geciktirilmiştir.

-2015 Bursa Ulu Camisi ezanı Akp Genel Başkanı gecikince geciktirilmiştir.

-2015 Kırıkkale… Akp erkanı gecikince ezan tam 50 dakika geciktirilmiştir.

… Ne olmakta olduğunun farkında olduğunuz için bu vaziyet ile ilgili bir ek açıklama yapmıyorum.

Bir de şu durum var: Türkiye “kanun hükmünde” kararname ile saat düzenini değiştirdi hatırlarsanız. Kış saati-yaz saati uygulaması kalkınca el kadar yavrucaklar gece karanlığında yatağından kalkıp okul yolu tutmak zorunda kalır oldular. Çocuklara saldırıyor kuduzlar. Çocukların sağlığına kast ediyorlar.

Bununla beraber saat düzenimiz değişince ikindi, akşam ve yatsı ezan saatleri birbirine yapışırcasına yaklaştı. 5 vaktinde olan kişi için bu avantajdır. 3 saat içerinde 3 vakti kılıyorsun. Kafa rahat. Ancak akşam ezanı ile yatsı arasında 40 dakika olacağını algılayınca bende bir “Ne oluyor yahu?” tepkisi oluştu.

15 Temmuz’da Selâ veren Cami 29 Ekim’de niye Türk Bayrağı asmıyor?

Eğer Türk Bayrağı olmasa idi İslâm bugün köleydi. Dünya’da İslâm’ın esamesi olmayacaktı. Türk savundu, Türk korudu, Türk muhafaza ediyor. Türksüz İslâm bir kaybedenler kulübü olurdu. Çünkü İslâm ilk ortaya çıktığında ki çağdaş, ilerici, yapıcı duruşunu kaybeder oldu. Gericiler, yobazlar ve bağnazlar İslâm’ı kendilerince yorumlamakla kalmayıp etrafa da bunu dayattılar. Bu sebeple İslâm radikal, gerilikçi, yenilik düşmanı ve teröristik bir görüntü edindi. İslâm’ın uygar yüzü Türk’tür.

Türk engel olmasa idi bugün Cezayir, Tunus, Mısır, Fas… Kuzey Afrika tamamen Fransızca konuşuyor olacaktı.

Türk Bayrağı’na saygı ve sevgi İslâm’a yaklaşmak ve İslâm’ı anlamaktır.

Samimi olalım: “Allah benim cezamı azaltsın.” mı diyorsun? “Allah benim ödülümü versin.” mi diyorsun?

Daha çok “Allah cezasını versin!” mi diyorsun, “Allah mükâfatlandırsın.” mı diyorsun?

Diyanet’in hediyelik eşya mağazasını gördünüz mü? Daha kutsal tespihler, daha kutsal seccadeler Diyanet’in resmi sitesi üzerinde satılıyor! Çok şükür Yaradan akıllarımıza mukayyet oluyor.

Tarikat? Hanımlar beni lütfen affetsin; üslubu saf haline çekmek gerek: Abi tarikat tarikat dediler gittim… Ney eşliğinde hoplayıp zıplıyoruz falan. Ney eşliğinde abi! Ney eşliğinde hoplayıp zıplamak! Tabii aniden davul girince işin içine herkes kafayı yiyor. Ney ile zıpır zıpır olanlar davulla ne yapar tahayyül edersin herhalde. Buna da ermek diyorlar. Tam zırtoluk. Bir de daha ikinci gününde tarikatın ileri geleninin yakın hizmetkârı “Sana güzel bir zevce buluruz Allah’ın izniyle…” falan demeye başlıyor. Pardon, anlamadım ben… Allah adına ne yapıyorsun sen?!

Yani tarikat dediğin tam sapkınlık.

Cemaat içince cemaat olmaz arkadaşım! Ben bir tane Cemaat bilirim, onun adı da Cemaat-ı Müslüm-in’dir.

“Sen hangi cemaattensin?”

“Sen bize geçsene.”

“Hocam iki cemaate aynı anda üye olabiliyor muyuz?”

Farz et ki birini öldürdün ve oldu ya; mevta bir biçimde sana “Seni affediyorum.” dedi. Af mı oldun?

Gelelim en tehlikeli konuya: Cami ve kadın.

Kadınlarımızın önemli bir kısmı eşarp kullanmaktadır. Bu bir nevi inancı sergilemektir. Bunda takılacak fazla bir şey yok. Bir giyim kuşam tercihi. Ancak inancı sergileyen giyimin kadınların pek çoğu tarafından sokaklarda teşhir ediliyor olmasına rağmen Camiler’de ki kadın mahfilleri tüm namazlarda bomboş. Az kişi var demiyorum. Sıfır!

İşte Ankara’dan dini gelenek kararnamesi çıkaranların memleketi getirdiği hâl bu:

“Kadın Camiye mi gidermiş?!”

Hanımlar, efendiler; 400 yıllık devasa Camilerimizde kadınlar için ayrı giriş-çıkış, erkekler için ayrı giriş-çıkış olurdu. Başta kullanılan başörtüsü kadınlar kendi bölümlerinde saf tuttuklarında ve secde ettiklerinde saçları önlerinde ki kadının ayağına dolaşmasın diye vardır.

Başörtüsünü ibadet sanan var. “Örtüyü takarım, gerisini takmam.”

Gerçekçi olmak gerekirse; bir kadının Cami’ye gitmesi erkeğinkinden daha zordur. Abdest alımı, ayakkabı çıkarımı-giyimi erkeklerin ki gibi pratik olmayabilir. Ve ancak bu demek değil ki “Kadının Cami’de yeri yoktur!”

Kadınlarımızın Cami’yi terk etmesini gelecek nesillere anlatamayız.

Öyleyken böyle olmaları ise dehşet verici gafletten başka ne olabilir ki?

Kabahat kadının sanılıyor. Hayır? Ortada bir kabahat olmadığı sanılıyor.

Kıyafet Kanunu’na göre asker olmayan asker üniforması ile teşhirde bulunamaz, polis olmayan polis üniformasıyla teşhirde bulunamaz, doktor, avukat, savcı ve hakim… Hepsinin mesleki özel kıyafetleri vardır ve bu kıyafet bu mesleklerde olmayanlar tarafından giyilemez. İlahiyat mensubu olmayan birinin 7/24 dua etmekte olduğunu ifade eden giyim ile endam etmesi yanlıştır.

Peki Kıyafet Kararnamesi ne diyor? “Dolmabahçe’deki ofisimde Kadıköy’den gelen vapurdan inen kadınların elbiselerini görünce şaşırıp kalıyorum.”

Yahu sen önünde ki belgeye baksana be adam! Ayrıca şaşırmaktan başka ne yapıyorsun?