Merhaba kıymetli Domaniç; bu hafta ülkemizin gündemini sarsan FON Skandalı ile ilgili bildiklerimizi ve bilmemiz gerekenleri paylaşmak zorunluluğu hasıl oldu. Bu fon, borsa, döviz işleri (Domaniç’te kaç döviz bürosu var?) bizi fazla ırgalamaz diye düşünme teamülümüz var. Ne de olsa biz bu işlere bulaşmadığımız için bu mecralardan mağdur edilmemiz mümkün değilmiş gibi hissedebiliyoruz. Ve fakat böyle değil değerli Domaniç ahalisi; bu alanlarda yapılan hırsızlıklar bizden çalıyor. “Nasıl?” derseniz şöyle izah edeyim: Borsada, fonlarda, tahvillerde, dövizde yapılan yolsuzluklar direkt olarak Türk Lirası’nın değerinden çalmaktadır. Yani bu alanlarda yapılan hırsızlıklar hepimizin cebinden değer alıp götürüyor.

Şıkı şıkı şıkı şıkı fonifon… Çantada cepte fonifon…

Peki nedir bu FON Krizi?

“Bıbıcım, paraları sıfırlıyim mi?”

Skandalın özü budur. Şöyle açayım konuyu: Efendim, “paraları sıfırlamak” ne demektir? Biz bunu “Paraları yok etmek, paralardan hemen kurtulmak, paraları sıfıra indirgemek” olarak algıladık. Halbuki durum böyle değil. Paraları sıfırlamak şu anlamdadır: 1 Lira’yı sıfırlarsan kaç Lira olur? Tabii ki 10 Lira. 10 Lira’yı sıfırlarsan ne olur? Olur sana 100 Lira. 100 Lira’yı sıfırlarsan ne olur? Hop! Etti 1.000 Lira! Yani parayı sıfırlamak sonuna sıfır eklemek demektir. “Bıbıcım paraları sıfırlıyim mi?” diye soranın babasının elinin altında bu işlemi yapmasını sağlayacak devlet kudreti olunca 1 Lira bir düğmeye basmak ile 10.000.000 Lira oluveriyor.

İşte FON yatırımları üzerinde dönen yolsuzluğun temeli budur. 5 Lira değerinde ki FON 50.000 Lira değerinde gösteriliyor. Haram kâr cukkalanıyor. Sonra uluslararası piyasalar olaya ayınca Türkiye’de sunî kriz patlak veriyor.

Niye sunî kriz?

Çünkü bu krizi hükümet bizzat kendisi istiyor. 25 yıllık Akp iktidarında şunu ezberledik: Ampulcu hükümet bir krizi örtmek için başka bir krizi kullanmaktadır. Bundan çok değil, birkaç yıl evvel Dünya İnsanlık Tarihi’nin En Büyük Hırsızlığı kayıtlara geçti hatırlarsanız. T.C. Merkez Bankası hazinesinden 128 milyar $ eksildi! Hem de bir kalemde! 128 milyar Dolar! FON krizinin çapı yaklaşık 20 milyar $. Yani 20 milyarlık yolsuzluk ile 128 milyarlık yolsuzluğu unutturuyor. 128 milyar Dolar hakkında “Merkez Bankası’nın parasının hesabı mı sorulur!” diyebilmiş bir şuursuzluk abidesinin yurdumuzun en önde gelen iç güvenlik tehdidi olduğunu asla unutmamalıyız. Herkes ve cümle alem bilir ki devletin öncül sorumluluğu hazinenin hesabını vatandaşa eksiksiz açıklamaktır. Burada söylenen “Evet, devasa miktarda para çaldım Türkiye’den. Bir de hesabını mı vereceğim ne çaldığımın?” dır.

Peki Akp’nin huy haline getirdiği şu vurgun yöntemi? Bugün 3 Lira olan hissemiz var. Hükümet bize saman altından “Yarın kriz patlatacağız. Hisselerin değeri çok düşecek. Siz şimdi hissenizi bugünkü fiyat olan 3’ten satın. Aynı hisseyi yarın 1’den satın alın.” der ve karşılığında oluşan kazançtan pay ister. Bir de hesabını mı verecek?

Hükümet kendi suçunu dolaylı olarak ifşa ederek kanuni yaptırım olasılığını ortadan kaldırmak istiyor. Yani suçu geçiştirmeye çalışıyor. ‘Eğer suç herkesin dilindeyse ve halen hiçbir ceza uygulanmıyorsa bu

söz konusu durum ile ilgili “Artık yanıma kâr kaldı. Kapandı mesele.” şeklinde yorumlanabilir.’ diyor hükümet. Ancak ben uyarayım: Kabrinizden çıkar bunun acısı. İnsanlar kabrinize gelip ellerini açar. Ve beddua eder ruhunuza. Soyunuzun devamını soros çocukları yaparlar. Haberiniz olsun bence.

Peki bu skandal esnasında Ampul Karardı Partisi nasıl bir yaklaşım sergiledi? Baktı ki mağdur sayısı 455.000 kişi olarak tarifleniyor, düşündü; “Yakınlarıyla beraber en az 5.000.000 kişi eder. Bu büyük bir oy kaybı demek!” ve açıklama yaptı: “Mağdurların kayıplarını ödeyeceğiz.”!?

Yahu akıllara mukayyet ol Yarab.

Hırsızlık sonucunda oluşan mağduriyetleri devlet karşılar mı be?! O zaman bütün hırsızlıklarla ilgili oluşan mağduriyetleri ödesin devlet! Bu kadar devasa saçmalık olur mu?

Anlaşılıyor ki aslında 455.000 kişi önceden tayin olmuş. Bu 455.000 kişiye hiç yoktan birer milyon Lira vermeyi, yani oy-insan satın almayı meşru hale getirmek için ise bu kumpas kurulmuş. Yani hükümet 455.000 yandaşına birer milyon vermek istiyor ve ancak bunu bir biçimde kitabına uydurmaya çalışıyor. Hükümet yandaşlarına para dağıtıyor yani! Para benim param! Para bizim paramız!

Giyecek donu olmayanın gani gani fonu nasıl oluyor? Sizce 5 senedir ağır ekonomik kriz yaşayan 80 milyon nüfuslu bir ülkede 455.000 fon sahibi/mağduru olması normal mi? Mağdur olmayan foncuları da eklersek 2.000.000’a yakın foncu oluyor 80 milyonluk memlekette. Bu yaklaşık her 40 kişiden birinin foncu olması demek. 40 kişinin en az 25’i çocuk olduğuna göre ve en az 5’i mülteci olduğuna göre aslında her 10 kişiden biri parayla oynuyor memlekette demek oluyor. Mümkün mü bu? Sağlıklı bir ortamda bu mümkün mü?

Bu işin ucu tabii ki Borsa’ya da yansıdı. BİST şok içinde düşüş trendine girdi. Ulusal piyasamız Borsa İstanbul 2 hafta içerisinde üçte bir oranında ucuzlama yaşadı.

Bu durum şunu akla getiriyor: hisseleri satışı yapılan ürünler olarak düşünürseniz ve Borsa İstanbul’u bir hisse mağazası gibi idrak ederseniz, mağazanın şu anda “DEV İNDİRİM!!” kampanyası uygulamakta olduğunu görebilirsiniz. Hatta “PATRON ÇILDIRDI!” yı geç; “KASİYER ÇILDIRDI!”

Borsamız ile ilgili ayyukta olan gerçek şudur ki tüm bu ahval içerisinde bazı (iktidara sırt dayamış) firmalar batarken gerçekten üreten kuruluşlar hakkâni kâr etmeye ve büyümeye devam ediyor. Paravan firmalar (Akp iktidarı sürecinde kurulup hızla ve abes biçimde büyüyen firmalar) ise tıkanmış vaziyetteler.

Bu durum Türk İstanbul Borsası’nı güvenilmez yapar mı?

Hayır.

İstanbul’un Borsası yaklaşık 4.000 yaşındadır. Dört bin yıldır var olmayı başarmış bir piyasaya güvensiz demek ancak ve yalın olarak bir karalama kampanyası olabilir.

Ayrıca Borsa ile ilgili şu yadsınamaz hakikat var: Örnek; A firması daha geçtiğimiz gün dev bir uluslararası anlaşma imzaladı. B ülkesinde dev bir şirketi bünyesine kattı böylece. Haber çok iyi haber ve ancak A firmasının BİST’te işlem gören hissesi ucuzluyor. Niye? Çünkü A firmasının hemen sıcak paraya ihtiyacı var. Daha yeni B ülkesinden şirket satın aldı. Peki A firması nereden para bulacak? Tabii ki borsadan! A firması hisseleri hızla satsın ve canlı akışı olsun diye hisse fiyatlarını ucuzlatır. Yani bazen işler çok yolunda giderken hisse ederi düşebilir.

Galatasaray Dünya yıldızı Drogba ile sözleşme imzaladığında GS hisse fiyatı neden düşüyordu? Çünkü yeni sözleşme demek kulüpten nakit çıkışı demek. Bu sebeple bazen işler iyi gitmesine rağmen hisse ucuzlayabilir.

Yapılan yatırımların getirileri bazen hemen anında değil, zamanla oluşur.

Türk Milleti çalışkandır. Türk Milleti zekidir. Sorun şu ki; zekamızı, çalışmadan nasıl yaparız diye çalıştırıyoruz… böyle olmasa iyi olacak. İyi olacağız.

Çözüm, çare nedir peki? Tabii ki YENİ HÜKÜMET!

Hükümet değiştiği dakikada ferahlama ve rahatlama başlayacaktır. Büyük bir stres yükü ortadan kalkacak ve yok olan uluslararası güven yeniden tesis olacaktır.

Kıymetli Domaniçliler, son vakaları takiben Borsa’da 9 aylık gelirini kaybetmiş biri olarak Akp hakkında hissim şu biçimde: Kahrolsun Pkk ve onun abisi!