Neyse zamanın gereği, onu yapar hayvan. Oluşa adapte olur. “Hayır! Ben bunu böyle yapmıyordum!” demez. Lüzumu uygular. Uyum gösterir. Büyük çoğunluğu şekillendirmez, şekillenir.


Hayvan gelişimcidir. Doğum anından itibaren etrafını keşfetmeye başlar. Bilinmezlik hayvanı çeker. Bilmek ister hayvan. Bilmediği ormanlara girer. Çıkılmamış tepelere çıkar.


İnsan ilerleyendir.


Kırda ki bir yörük için kabus gibi bir durumdan bahsedeyim: eşek sürüsü! Evet; eşek sürüsü! Delikanlı gibi; göreniniz var mı? At sürüsü görmüşsünüzdür belki… 100 at veya fazlasını… Sorun değil. Hiç sorun değil. Ve fakat 100 eşek?! Sana doğru gelen 100 eşek düşünebiliyor musun arzdaşım?! Kaç! Kaaaaç!


“İnsan hayvandan öğrenebilir mi?” sorusu çiğdir. İnsan topraktan öğrenir mi? Pek tabii ki. İnsan taştan, ağaçtan öğrenir mi? Zekası varsa öğrenir. Ormanda köpek ile dolaşırken bir su birikintisine geldik. Ben avuçlarımla suyu ağzıma götürürken köpek resmen dedi ki; “Burada su böyle içilir. Yatacaksın suyun yanına. Ağzını suya değdirip çekeceksin suyu. Öbür türlü yılanı, çakalı buraya çağırırsın.” Dediğini yaptım. Böylesi hem daha rahattı.

“Adam hayvanın dediğini yapmış.”

Yahu hayvanın sadece demesi bile bir olay. Ki hayvanın dediğini yapmaya gocunan bilince kendi dediklerini yapmakta zorlanan bir insanlık gerçeğini hatırlatırım.

Köpek güvenilir hayvan. Ancak hiçbir köpeğe kendi köpeğine güvendiğin kadar güvenme derim ben.


Ayının trajedisi: Kış geliyor. Bizim ayı kendine güzel bir mağara buluyor ormanın ortasında. Giriyor içeri ve mışıl. Karlar yağıyor. Tipiler. Fırtınalar. Tüm bu zaman boyunca yellene yellene uyuyor ayı. Sonra bahar geliyor. Uyanıyor. Esniyor. Yavaş yavaş mağaradan çıkıyor ve bir bakıyor ki orman yok! Yok! Uyurken kesmişler hepsini! Allah! Yarab! Koca orman yok! Ayı telaş içerisinde sağa sola koşuyor önce. Sonra ayakları önde kıçının üzerine oturup göğe doğru böğürüyor! İsyan mı? Yardım mı dileniyor? Ön ayaklarını el gibi açıyor göğe. Yarab sen aklıma mukayyet ol.


Hayvanların çok zeki olduğuna katılmıyorum. Kabiliyet ve yeteneklerini düşünce süzgecinden geçirdiklerini pek sanmıyorum. Çok zeki bir hayvan olduğu söylenen maymuna 2 hafta boyunca muz kabuğu içerinde soğan rendesi verdik. Şapur şupur yedi. Dahası da var: Bengal kaplanına 2 hafta boyunca hologram et verdik. Yani et falan yok aslında. Bir ışıksal görüntü hilesi bu. Kaplan 2 hafta boyunca bu hologramı ısırdı. Yaladı. Yediğini hissetti. Yediğine inandı. Ve 2 hafta sonra ne oldu biliyor musunuz? Kaplan dışkıladı!

Hayvanların çok salak olabileceğine kesinlikle inanmıyorum. Bir zeka standardı tutturmuştur hayvanlar. Yani belli bir seviyenin altına inemezler. İnsanlarda bu sınırın falan olmadığını biliyoruz. “Salak ile Avanak” filmi bize göstermiştir ki insanlarda salaktan daha salak daima olabilmektedir.


Hayvan isimleri süper kahramanlar için idealdir. Kaplanadam! Örümcekadam! Akrepadam! Falan… Peki ya bitki isimleriyle aynı mantık işe yarıyor mu?

Papatya adam! Maydanoz adam! Böğürtlen adam! I ıh… Olmuyor. Yani süper kahramanın ihtiyaç duyduğu bıçkınlık hissini vermiyor.


Hayvanlarla bizim aramızda ki keskin ikilemlerden biri şudur: Gün dünü hatırlamak için mi, unutmak için mi bir fırsattır?


Evrensel güzellikte bir kız arkadaşıma Ayasofya’yı dolaştırırken kemerlerin diplerindeki örümcek çizimlerini sordu bana. “Niye örümcek?” diye sordu. “Kutsaldır çünkü örümcek.” diyebildim. Hoşlandığım bir kızdı: “Niye?” diye sordu. Hz. Peygamberimiz’in hayatını kurtarmasını bilmekle beraber bizlerin camiye örümcek çizmediğimizi de biliyorum. Hristiyanlar için örümceğin ehemmiyeti nedir bilmiyordum. Sorusunun cevabını bilmediğimi söyledim. Daha çocuk sayılırdım. Ancak bilincimin en unutulmaz yerinde yer almış bir soruydu bu.

Sonra örümcek ile tanıştım. Örümceğe güvendim. Gece ormanda kuyuya düşmek üzereyken bir örümcek ağı yüzüme değip beni uyarır oldu.

Örümcekçe uyandım güne. Evet. Beni uykumdan örümceğin uyandırdığı oldu.

Sonra öğrendim ki; Örümcek kendini defnedebilen yegâne canlıdır. Evet. Ölümünden evvel kendisini mumyalayıp toprağa emanet eder. Biz dahil hiçbir fani bunu yapamaz. Bu kabiliyet varlık üstü bir durumdur.

Bir yerin yaşanabilir olduğuna ancak orada bir örümcek görürsem ikna olurum.

Örümcek övgüye ihtiyaç duyan bir canlı değildir. Bedeni safi ve yekpare beyindir. Yani örümcek hareket edebilen bir beyinden ibarettir. Size şunu anlatmama müsaade ediniz: Derenin akıntısının durgunlaştığı bir kıyıda bir örümcek hummalı bir biçimde çalışmaktadır. Yaptığı şey; suyun yüzeyinden bir damla kadar hava alıp bunu suyun içindeki bir yosuna doğru götürüp yosuna yapıştırmaktır. Muazzam bir görüntü. Ağzı ve kolları arasında tuttuğu hava kabarcığını su altındaki yosuna indirip yosunun gövdesine yapıştırmaktadır. Bunu defalarca yapmaktadır. Ve bir süre sonra suyun içindeki yosuna bitişik vaziyette, kendisinin de içine sığabileceği bir su altı çadırı yapmıştır. İçine girer. Yumurtalarını bırakır. Bitmedi. Yumurtaları bıraktığı yerin dışına, yani suyun dışına irice bir ağ örer. Güvenlik. En ilmî yaklaşım ile; bu ilahi bir tasarımdır.

Örümcek ile anlatılabilecekler ansiklopedikliktir.


Ansiklopedi demişken. Şu bilgiye ne dersiniz: Dünya üzerinde yaşayan tüm karıncaların toplam ağırlığı tüm insan nüfusunun toplam ağırlığından fazladır. Bunu biliyor muydunuz?


Hayvanlar ile ilgili bilinmeyen muammalar: Neden bazı etobur hayvanlar domuz yemeği reddediyor? Bazı cins köpek ve kedilerin domuz eti yemek istemediği gözlemlenmiş. Dini bir konu olmanın dışında biyolojik bir bilmece bu.


Böceklerden müzdarip olduğumuz bir mevsimdeyiz. Ben mümkün olduğu kadar börtü böceği öldürmemeye özen göstersem de insanların yaşam alanına saygı duymayan bir hayvanın öldürülmesi haktır diye düşünüyorum. Yani hayvan hayvanın yaşam alanına saygı duyuyor. Sırtlanlar aslanın alanına girmiyor. Bir böceğin antenleri ona bir insanın yaşam alanına girdiğini anlatmasına rağmen böcek “Bana ne!” diyorsa onu öldürdüm diye vicdan yapmam açıkçası.

Bilinen en etkili anti-böcek savunmaları vücut kılı ve sigaradır.

200 sığırın peşinden atla giden çobanın yüzünün etrafında yüzlerce minik uçucu böcek dolaşır. Ağızda bir sigara bu derdi çözer.

Ayrıca vücut kılı sivrisinek, kene gibi böceklerin deriye ulaşmasına mani olur.

Yani;

Sigaraya başlayın ve vücut kılı ektirin.


Eyyâm-ı Bâhûr… Geçen gün Güneş’in altında uyuyakalmış bir kedi gördüm. İşin aslı şöyle; kedi belli ki orası gölge iken uykuya kalmış. Ve ancak uyurken Güneş dönmüş. Ve kedi farkında değil! Uyuyor mışıl mışıl. Allah bilir vücut sıcaklığı ne vaziyette. İzafiyet geçirecek haberi yok! Yanına vardım. Sakin ve ancak tedirgin bir sesle “Biraz kaykıl. Pişeceksin burada.” dedim. Ne olup bittiğini anlamamış ve rıza gösteren bir ifade ile (bizim aramızda melül melül dediğimiz bakış) baktı. Elimle yerden kaldırmadan iteledim gölgeye doğru. Çuval gibi kayıtsız vaziyette kendisini serin yere ulaştırmamı bekledi uysal bir biçimde. Vücudu gölgeye girince oradan uzaklaştım. Çarşıya çıktım. Fırına, bir iki dükkana uğradım. Aynı güzergahtan geri dönerken aynı kediyi gördüm. Kendine yeni bir yer bulmuştu. Hem gölge, hem de rüzgâr alıyor. Eyyâm-ı Bâhûr…

Dedim hani biraz dinlensin kafa…

Değerli Domaniç; her ne kadar sürç-i lisan ettiysem affola.


*Kadına baskıyı sürekli artırdılar. “Partimize geç!”, “Bizim partimize gel.”. Davet etmiyorlardı. Emrediyorlardı. Direndi. Boyun eğmedi. Rıza göstermemekte ki tutarlılığı güç budalalarını hasta etti ve kadıncağızı apar topar gözaltına alıp hızla kodese attılar.

Üsküdar Belediyesi’nin Sinem Başkanı vatandaşın temsil hakkını taşıdığı için karar alıcı iç mihraklar tarafınca zorbalığa maruz bırakılıyor.

Beşiktaş ve Üsküdar. Beşiktaş devletin ikinci adresidir. Üsküdar ise iktidarın karargahıdır. Vatandaşın iradesi hem Beşiktaş hem de Üsküdar’da iktidarı seçmedi. İktidar vatandaşın kararını tanımadı.

Doğum yeri Üsküdar, kütüğü Beşiktaş olan biri olarak bu ahvalden mutlu olduğumu söylemek için katıksız/noksansız kötü olmam gerekir.

A takımı ile B takımı maça çıktı. 90 dakika içinde A takımı 2 gol attı. Skor tabelasında ise A:0 - B:1 yazıyor. Kim kazandı?