Bugün 10 Mart 2026, Salı. Bundan tam 11 yıl önce, 2015 yılının 10 Mart'ında yine bir Salı günüydü ve ailemiz için acı bir gündü.
Salı günleri benim için aynı zamanda gazeteyi baskıya hazırladığım, zamanla yarıştığım zorlu bir gündür. O gün ikindi saatlerinde gazeteye gelen annem; “Baban bugün gidici, acele et!” dedikten sonra sen gel de hiçbir şey yokmuşçasına haber yaz ! 2015 yılı, hayatımın en zor yılıydı. Bir önceki yıldan beri yaşadığım ses kısıklığının sebebi meğer kansermiş. Ameliyat olsam dahi ölmezsem; artık rahat konuşamayacak, yürüme zorluğu çekecek, en sevdiğim hobim olan saz çalıp, türkü söyleyemeyecekmişim. Buna bir de aynı yıl içinde art arda gelen kalp krizleri eklendi. Babamın vefatı falan derken sonraki yıllarımız psikolog kapılarında geçti; panik atak, agorafobi, araca binememe, insanlardan uzaklaşma ve kapalı alan korkusu derken yaklaşık 7-8 yılımız karanlıkta kayboldu. Şükürler olsun ki son 3 yıldır çok daha iyiyim.
Babam, son birkaç yıldır Alzheimer hastalığı ile boğuşuyordu. Vefatından bir hafta önce yine yanıma gelip, “Beni anama götür,” demişti. Onu köyde artık olmayan eski evimizin olduğu yere götürdüm. Babamın anasını aradık ama bulamadık tabii... Koskoca Mehmet Yiğit, birkaç yıl içinde adeta bir çocuk olmuştu. Bu hastalığı yaşayan ne çeker bilinmez ama yanındakiler kahrından ölüyor. Dev gibi bir adam gözünüzün önünde çocuklaşarak eriyip gidiyordu... Çeken bilir!
Gazeteyi saat 18:30'da bitirip eve çıktığımda; ailemiz, akrabalarımız ve sevenlerimiz toplanmış bekliyorduk. Babam, saat 20:15 sularında yatağından kalkar gibi yaptı; hepimize tek tek baktı baktı, gülümsedi ve gitti !!!
Babam, 18 Mart 1941 doğumluydu. 93 Harbi'nde vatanından sürülen Dağıstanlı Çerkes İsa'nın torunuydu. Ninesi de köye Kütahya İsa köyden geldiğinden köylerde İsa'ya ese denir babama da Ese Memed derlermiş.
Babam hiç okul görmemiş yani "diplomasızdı". Ancak kendi imkânlarıyla okuma yazma öğrenmiş, köyün okumuş yazmış sayılı kişilerinden biri olmuş. Gençliğinde abisi Hasan Amcamla kışın tomruk dilip satarak, yazın Bursa ovalarında orak biçerek kıt kanaat geçinirken, 1968 yılında Almanya'ya işçi olarak gitmiş. Maden ocağında başladığı gurbet macerası Philips Televizyon Fabrikası'nda devam etmiş. İşyeri eğitimlerine katılarak önce işçi çavuşu sonra işyeri Türk tercümanı olmuş. 1971'de bizi de yanına aldırdı. Köyün ilk "Almanyalı" ailesi, Almanya'da ise mahallenin ilk Türk ailesiydik. Babam her gün kapımıza gelen onlarca insanı işe aldırır Almanca sorunlarını çözer, ailelerine mektup yazıverirdi. 1974'te köye ilk arabayla izne geldiğimiz o görkemi unutmak ne mümkün !
İnsanlar genelde atalarının lakabıyla anılır; kimi de kendi lakabını kendi kazanır. Babam Ese Memed; azmiyle okuma yazmayı öğrenmiş, askerde Mehmet Çavuş, Almanya'da İşçi çavuşu ve Tercüman Mehmet Bey olmuş. 2015 yılının 10 Mart'ında, doğum gününe sadece 8 gün kala da 74 yaşında aramızdan ayrılmıştı.
Bizim mesleğimiz öyledir ki; kimse size "Nasılsın, bir derdin var mı?" demez. Gören herkes ya kendi derdini anlatır ya lafını sokar ya da siyasi görüşüne göre kinaye yapar geçer. Madem kimse biz gazetecilere "halin nedir" diye sormuyor; ben de babamın vefatının 11. yılında bu hatıraları yazıp dostlarımla paylaşmak istedim.