Kimseler Türkiye’ye karışmıyor. Eskiden olsa Dünya yurdumuzda olanlarla ilgili sürekli yorumlar, çemkirmeler yapardı. Artık yapmıyorlar. Çünkü Türkiye’de olanlar işlerine geliyor. “Zaten kendi kendilerini imha ediyorlar.” halinde bizim fenalığımızı arzulayanlar. Bu sebeple sessizler.

Dindarlığı kendi dininden olmayandan nefret etmek olarak görenlerin hakimiyeti mevcut vatanımızda. Yayında ki hükümet yanlısı dergilere bakıyorum. Okuyorum. İnanın işi öyle bir mertebeye vardırmışlar ki kimin Müslüman olduğuna karar veriyorlar. İnancımızda aforoz yok. Ve ancak onlar bu hakkı kendilerinde görüyorlar.

Siz bilirsiniz ya; ben yine de bildiğimizi bilmemezlikten gelmediğimizi ilan etmiş olayım. Ülkemizde olanlara baş kaldırıp ayaklanma gerekir mi?

Karadeniz’de bir Türk balıkçı öldürüldü. Dron ile vuruldu tekne. Öldü balıkçımız. Ağzını ancak doldurmak için açanlar bir çift laf dahi edemedi. Aziz, yüce millet konuya değinmedi bile. Mesele dahi etmediniz! Kanınızdan utanın be!

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu siyasi hareketi CHP’nin Genel Merkez’i basıldı. Kimse göz altına alınamadı. Polis mekan bastı. Kimseyi almadan çıktı. Bu vesile ile Türkiye’nin ana muhalefeti susturuldu. Çok sesli birlikteliğimiz, tek sesli bir sefilliğe döndü. CHP’nin yönetimine partililerin istemeyip değiştirdiği genel başkan atandı! Atandı!

Ve muhalefet sustu. Butlan göreve geldiği günden beri hükümet hakkında menfi hiçbir şey diyemedi. Ana muhalefet bitti.

Baba muhalefet ne yapacak? Türkiye’de doğru dürüst muhalif ses çıkarabilen tek oluşum olarak İYİ Parti kaldı.

Allah

Allaaaaaaah

-Kim daha Allah dedi?

“Kim doğru dediyse o.”

Hükümet Fatır Sûresi 5. Ayet’in birebir tarifidir.

25 sene evvel koalisyon hükümetlerinden bıkmıştık. Çünkü mevzuat çok uzuyordu. Bir iş yapmaya niyetleniyoruz ve 3 ayrı partiden tek tek icazet almamız gerekiyordu. Çünkü hükümet 3 partiden oluşuyordu. İşler aylara yıllara yayılıyordu. Onun imza verdiğine o imza vermiyordu falan. İllallah gelmişti koalisyondan. Bizi yavaşlattıklarına inanır olmuştuk. Ve ardından tek parti iktidarı başladı. Yani Akp iktidarı. Bu iktidarın en büyük övünç kaynağı tek başına iktidar olmasıydı. “Artık koalisyonlar devri kapandı!” deniliyordu. Bugüne geldiğimizde aynı tek parti hükümeti gayri hakkanî biçimde devam ediyor. Koalisyon yok deniliyor. İttifak nedir peki? Koalisyona ittifak deyince koalisyon olmamış oluyor yani. “İttifak” ha? Hani tek parti hükümeti istikrar ve özgüveni? İttifak mı, itilaf mı emin olmak gerek.

MHP Genel Başkanı hükümete idamlık ip sallar ve “Sizi öldüreceğiz!” derken bir anda nasıl hükümete “canım cicim” çeker hale geldi gördük hep beraber. Bu Mhp Genel Başkanı nedense grup konuşmalarında rahmetli Başbuğ’u hiç anmaz. Hiç rahmetli Başbuğ’un söylediklerini ağzına alamaz.

Nasıl ki Akp Genel Başkanı “Atatürk” diyemiyor, Mhp Genel Başkanı’da “rahmetli Başbuğ Albay Alparslan Türkeş” diyememektedir. Pislete pislete kirletmeye imkanı olmadıklarını ağızlarına almazlar. Kirlenemeyecek olana dokunamazlar.

Bazı şaşırmışlar Atatürk ile Rec. Tayy.’ı kıyaslıyorlar.

Atatürk’ün hayatı Türk Devleti için cepheden cepheye koşarak geçti. Siperde gözüne sıçrayan kireç bir gözünü şehla etti. Türkiye’yi düşman işgalinden çıkaran dehasını sergiledikten sonra devleti yüzyıllara dayanacak bir yapıya kavuşturup Türkiye’yi tüm Dünyaca tanınır etti. Devrimler yaptı. Türkiye’yi kurtardı, kurdu, yaşattı.

Diğeri? Belediye Başkanlığı yaparken katakulli ile Meclis’e kapak atarak devlet yönetimine girdi. Herkesin geçtiği yollardan geçip, usulüne uygun bir siyasi kariyer takip etmedi. Dünya tarihinin en büyük sayılı devletlerinden Osmanlı Devleti’nin halefi olan Türkiye’nin tepesinde dururken ayakkabı kutularında para kaçırma derdine düşmüş, din-iman derken kendi öz oğluna ecnebiyi nikah şahidi yapmış, Türk demeyi Ümmet karşıtlığı olarak dayatmış bir gericidir.

Kıyaslanır mı?

Mutlaka fark etmişsinizdir: Adalet ve Kalkınma Partisi iktidar olduktan sonra adalet sözcüğünün anlamı değişti. Adalet demek “intikam” halini aldı. Adalet sadece “ceza vermek” olarak anlaşılır oldu. Halbuki adalet ceza gerektirecek vakalara engel olacak güvenlik ortamını tesis eden yasa, kanun, hukuk demekti.

Kalkınma kısmı ise şöyle: Yıl 1999 iken Türkiye Cumhuriyeti Dünya’nın en gelişmiş ekonomileri listesinde 13. sıradaydı. 12. sırada G. Kore vardı. ANAP (Anavatan Partisi – Kürt asıllı merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın kurduğu siyasi parti) iktidarı döneminde Türkiye büyük bir altyapı hamlesi başlatmıştı. Devlet bütçesinin neredeyse üçte biri altyapı inşasına ayrılmıştı bu dönemde. Görünmeyen, ve ancak kritik bir işti bu. 2000 yılına dayandığımızda Türkiye’nin her türlü yatırım ve üretime müsait bir altyapısı oluşmuştu. Önümüz açıktı. Küresel ekonomi otoriteleri Türkiye’nin kısa süre sonra ilk 10 ekonomi arasına gireceğini dillendirir olmuştu. Türkiye G7’ye girebilmek hedefini kendisine layık hisseder olmuştu. İşte tam bu dönemde Akp iktidar oldu. İki dönem (limittir aslında) hükümet ettikten sonra yıl 2008’e geldiğinde Akp Genel Başkanı “İlk 10’a giremedik” demek yerine “2023’te evelallah Türkiye Dünya’nın 10 ekonomisinden biri olacaktır.” dedi. Yıl oldu 2026 aynı şahıs açıklama yaptı: “Gururla duyuruyorum ki hamdolsun Türkiye bugün Dünya’nın en büyük 17. ekonomisidir.” Yakmış balatayı. Kayış kopmuş.

Yurt genelinde bu konu hakkında durum nedir emin değilim: İstanbul’da Akp ilçe teşkilatları kapılarında polis nöbet tutuyor. Yıllardır böyle bu durum. Da; kurşun sıkılan İYİ Parti teşkilatı iken, yani korunması gereken muhalefet iken nedense muhalefet parti teşkilatları önünde hazır duran emniyet ekipleri yok.

Akp’nin kuruluş aşamasında ki şu dialogları siz bilirsiniz:

“Partimizin arması ampul olsun! Bolca pul basarız! Mıhahaha!”

Muhterem ahali ve saygıdeğer vatandaş, muhalefet etmeyi bilmeyen ve sadece kendisini dinleyen Akp hükümeti esnasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin temel varlık görev tanımının değiştiğini biliyorsunuzdur diye tahmin ediyorum. Türk Ordusu’nun asli görev tanımı binlerce yıldır değişmedi. Kalemle imza atmaya alışan kılıçla imza atanlara kabadayılık yapmasa iyi olur.

Türk Askeri’nin coşkuyla kalkan kılıçlarını kendisine tehdit algılayan Türkçe konuşucusu şunu idrak etmelidir: sana çakı bile kaldırmaya değmez. Kendi askerinden korkana halen diyenler var “adam”.

TSK’ya ait taşınmazların neredeyse hepsine el koyuluyor. İstanbul’daki bütün askeri lojmanlar yıkıldı. Yerlerine peşkeş konutları dikildi. Kuleli Askeri Lisesi kapatıldı. Gülhane Askeri Tıp Akademisi kapatıldı. Bunları saydıkça mutlu olan; bu ordu senin deden! Senin atan! Ha anana sövmüşsün ha orduna ihanet etmişsin. Gerçi sen anaya sövenlere alkış tutuyorsun ve vatandaşa “Anneni de al git lan!” diyenden vatandaşı özür diletiyorsun. 50.000’den fazla vatandaşı teker teker mahkemeye vermiş bir vatandaştan bahsettiğimizi unutuyorsun.

Türkiye’nin güncel gündeminde bir de F-35 konusu var.

Bir Türk vatandaşı olarak benim önceliğim milli güvenliktir. Bu bağlamda; şu an ki hükümet yönetiminde F-16’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombaladığını asla unutmayacağım. Hükümetgiller diyor ki; “Biz işte onlara karşı mücadele ettik!”!? Fetö’ye karşı mücadele etmişler yani. “Hocaefendi, artık yurda dön. Bitsin gurbet. Bitsin bu sıla hasreti.” diyerek mücadele ediyorsunuz ha? “Ne istediler de vermedik!” diyerek mücadele ediyorsunuz ha? Şaka mısınız? Kendinize inanıyor musunuz? Akl-î melekeleriniz yerinde mi? Fetö’ye F-16 veren ve ne istedilerse vermekle övünene F-35 teslim etmek bu ülkenin milli güvenliğine tehdittir. F-16’ya Meclis bombalatan, F-35 ile ne yapar düşünmek bile istemiyorum. Her ne kadar NATO’nun bütüncül güvenliği için Türkiye’nin F-35 edinmesi gerekiyor olsa da bunun vakti şimdi değildir. Türk Milleti’nin evini bombalatıp ardından “Kandırıldım. Ubigi cibudi…” falan diyenlere bu gezegenin en üstün silah platformu teslim edilmemelidir.

Gizlenen samimiyet yalandır.

Yalan olan yalan üretir.

Yalın olan kalın üretir.

Kavrayana…