“Hamaney öldü!” Amaan ey! Bana ney!
Güzelim Ramazan’da konu savaş oldu. Yazıklar olsun. Ve ancak durumlar böyle. Olacağız mecburen adapte. Dikkatinizi çekti mi; “Osama Ben Laden öldürüldü!” dendi, cesedi gören yok. “Fethullah Gülen öldü!” dendi, ne cesedi gören var ne de otopsiye gitmiş bir T.C. müfettişi. Şimdi de “Hamaney öldü!” deniliyor. Ya bırak ya. Büyük ihtimalle Dünya’nın başka bir ucunda bahçeli müstakil bir evde kavuksuz, şalvarsız yeni ve huzurlu bir hayat yaşıyor herif şu an. Onun İran falan umurunda değil ki. Yahu adam Allah’ın dini İslam’ı sömüren, İslam’ı kendine kişisel güç kazandırmak için yanlış tanıtmaktan utanmayan, insanların özgürlüğüne kast eden otokrat bir iktidar müptelası. Bu adam mı İran’ı düşünecek?
Amerika. Ah canım Amerika. Vah güzel Amerika. Yine attın kendini yangına. Bırak diktatörleri biraz da tırsak Çin devirsin. Bırak teröristlerle uzay ülkesi Hindistan mücadele etsin. Değil mi? Açıkça konuşmak gerekirse Amerika; Rusya Dünya’nın gözü önünde suçsuz, günahsız bir ülke olan Ukrayna’yı işgal etti. Onbinlerce insan katletti. Milyonlarca insan evinden barkından, hayatından, yaşantısından oldu. Milyonlar sevdiklerini kaybettiler. Ve sen sadece izledin. Sonra Ukrayna’ya “Rusya’ya toprak verin” biçiminde “tavsiye”de bulundun. Yani işin temelinde; Rusya’ya karşı bir halt edemedin. Ben böyle konuşurum çünkü senin 50 sene Soğuk Savaş ettiğin adamla ben 600 sene Sıcak Savaş ettim. Türk’üm ben. Sen Rusya’ya karşı anca komedi parodisi yazarsın. Yani rakip ülkenin çapı büyüyünce süt dökmüş minnoşa dönen bir kaplansın sen Amerika.
Vietnam, Irak, Kore, Afganistan, Libya… Hepsi kaba tabir ile ufak ülkeler. Bunlara karşı cevvalsin Amerika. Ancak iş Rusya’ya gelince tısss… Ve şimdi sana bir haberim var: İran çapı büyük bir ülkedir. Bu yaptığın şu anlama geliyor: ABD Mezopotamya coğrafyasında hiçbir biçimde temsil olmayacaktır. Ayrıca Kafkasya’da da Amerika varlık gösteremeyecektir. Çünkü İran yakın coğrafyasında oldukça kuvvetli bir etkendir. İran’ı karşına alıp Irak’ta askeri üs açamazsın. Vurur çünkü İran. Okyanusun ötesini vuramaz belki ve ancak bu bölgede vuruş kabiliyeti ABD’den farksızdır. Yani nasıl ki Amerika’nın kara sınırları vuruş kabiliyeti belli bir mertebedeyse, İran’da kara sınır güvenliğinde aynı çıtayı bulmuştur.
Fark ettiniz mi? Yeni bir savaş algısı ortaya çıktı. Ülke ülkeyi vuruyor. Sonra duruyor. Aradan iki ay geçince bir daha vuruyor. Bu sefer vurulan 3 hafta sonra ilk vuranı vuruyor falan. Saçma sapan bir durum.
Bu hâl ve ahvalde yeniden İran’a odaklanmamız gerekirse; Şunu unutma Domaniç: İran’daki bu yobaz, bağnaz mollalar “Türkiye satanistlerle iş tutuyor! Uyarıyoruz! Dikkatli olun! Allah’ın gazabına uğramayın sonra!” biçiminde açıklamalar yapıyorlardı. Şu anda bu mollaların can havliyle nasıl delilikler yapabileceğini yazmak dahi istemiyorum. Ve ancak gerçek şu: İsrail, ABD, İngiltere, Fransa ya da herhangi bir müttefikimizin bize durum ile ilgili sunduğu bilgiler değerlidir. Fakat asıl olan bizim ne yaptığımız. İran’daki erlerin öksürüğünden bile haberdar olmalıyız. Herifler giderayak İstanbul’a balistik sallarsa Allah muhafaza… Ahali, bunlar şaka ya da ihtimal dışı durumlar değil.
Bunun yanında farklı bir açıdan olaya bakarsak bizler İran ile anlaşır ve Şahab füzelerini Edirne’ye konuşlandırırsak İran bir anda Roma’yı, Paris’i vurabilir pozisyona gelir. Ya da daha kolayı var: “Tanınmayan” ülke KKTC; İran’a bir füze ve hava savunma üssü verir ve İran Akdeniz’de, Doğu ve Orta Avrupa’da bir anda asıl güçlerden biri halini alır.
Ankara operasyondan haberdardı. NATO’nun uç gücü Türkiye’nin olacaklar hakkında bilgilendirilmemesi mümkün değil. Ancak Türkiye’nin mevcut yönetiminin İran sempatizanı olduğu unutulmamalı. Yani bu bilgi Türkiye’den bu sebeple esirgenmiş de olabilir.
Saddam gitti, Milosevic gitti, Kaddafi gitti, Maduro gitti, Esad gitti, Hamaney gitti… Amerika bunun üzerine belki tayyör alır mı kendine? Onu bunu keyfen hapse tıkmakla meşgul olanı ABD Maduro gibi kelepçeleyip Florida’ya götürürse hiç şaşmam. Ya da belki bir baskınla Apo’yu paketler ABD ha? Sonuçta Apo’nun eşbaşkanı olduğu Ampul iktidarı Amerikan askerlerini öldüren IŞİD örgütüne açık ve gizli destek vermişti. Bunu unutmayacak olanlar var. Ciddi ciddi liderler artık Amerika’ya gitmeye tırsar oldu: “Lan hapse falan koymasın bunlar bizi? Alıkoymasınlar burada?”
Domaniç, bizim için soru şu: Biz hangi taraftayız? Evet Dünya iyice karışıyor. Ve küresel çatışmaların en yoğunlaştığı coğrafya olarak yine bölgemiz öne çıkıyor. Peki bizim tarafımız nedir? Şu son gelişmelerde İran’ın yanında mıyız? ABD’nin yanında mıyız?
ABD’yi tutacağımızı zanneden varsa Trump’ın vesikalık resmine bir daha baksın. Öte yandan İran’ın yanında olacağımızı düşünecek kadar meczuplaşıp kendi tarihimizi unutmuşsak zaten bitmişiz demektir. Yani iki tarafta bizim tarafımız değil. Bu “ikisine de karşıyız” anlamını taşımıyor. “İkisini de desteklemiyoruz” anlamında daha ziyade.
Amerika çoğu zaman olduğu gibi yine ne istediğinin farkında değil. İran’da ne hedefleniyor? Demokratik ve lâik bir kanun devleti mi? Yoksa devlet nasıl olursa olsun, bize petrol kuyularını gösterin mi? Amerika sanki petrol ile ilgili yeni bir şeyler keşfetmiş gibi davranıyor. Sanki öyle bir icat yaptı ki bunu kullanabilmek için ne kadar petrol varsa hepsine ihtiyacı varmış gibi davranıyor. Grönland, Venezuela, İran… Aç kalmış kurdun sürüye saldırması gibi bir iştahla petrollü ülkelere hücum ediyor. Dikkatinizi çekti mi?
Mitolojik dönemde tanrıların tepelerinde, ormanlarında dolaştığı, modern ticaretin şekillendiği, kültürlerin/medeniyetlerin birleştiği, kıtaların birbiriyle buluştuğu Yeni Roma tahtını tutan İstanbul’u sınırlarında muhafaza eden devletimiz, Batı Uygarlığı’nın yüreği olan bu şehri daha Batı’da olan Edirne’den gelerek fethetmiştir. Yani İstanbul’u fetheden Osmanlı Ordusu bir Batı Gücü idi. Ne demek mi istiyorum?
Batı İslam’la savaştığı her dönemde kaybetti. Fakir düştü. Hasta oldu. Bu Endülüs’te de böyleydi, Osmanlı’da da.
Bu olması adil olandır. Çünkü devletler inançlara karşı harp etmez. İnanca karşı savaş ilan olunmaz. Yürekteki iman kurşun ile imha olunmaz. Bu sebeple kaybetti hep Batı. Barış zamanı ihya oldu. Savaş zamanı bitap oldu.
Son olarak şunu söylemek gerekli: ABD’nin operasyonunun Ramazan Ayı’nda olması tüm İslam Alemi’ni üzücü bir etki yapmıştır. Bunun zıddı mümkün değil. Demem odur ki; 11 Eylül saldırılarında ki vahşeti ve toplumsal paniği hatırlıyorum. İnsanlık tarihinin en kötü günlerinden biriydi. Ve Noel yortusu değildi. Ya da Paskalya değildi. Yani o cani teröristler bile bazı konularda sizden üstünmüş diyesim geliyor.
Benim T.C. beklentim nedir? Sınır güvenliği. Yurtiçi semalarımızda daima bir Barış Kartalı uçuyor olmalı. Manyak mollanın canını teslim etmeden evvel etrafında kim varsa saldırmayacağının bir garantisi yok. İran üzerinde sayısız İHA ile olan biteni gözlemlemeliyiz. İHA’larımızın İran’a bir tehdit
oluşturmaması için edindiğimiz bilgi havuzunu İran ile paylaşmalıyız. Onlar hakkında ne bildiğimizi bilmeleri önemli değil… Onlar hakkında ne bildiğimiz ehemmiyetli.
Sınır kapılarımıza yakın bölgelerde daha ağır bir genel bombardmandan kaçan İranlı mülteciler ihtimaline karşı hazırlıklı oluşumuz ve Azerbaycan’daki uluslararası kuruluşlara ait gaz ve petrol kuyularının güvenliğini temin edişimiz. Sanmam ki olsun bize angarya iş.
Ve nihayetinde açıkça “İran’a yapılan saldırıları haksız, zamansız, tehlikeli ve kontrol dışı buluyoruz.” diyebilen bir Türk Hariciye duruşu.
İran kötüler tarafından özgür iradesi tutsak edilmiş bir ülkeydi. Kimse bununla ilgili bir şey yapmak niyetinde değildi. Birileri davrandı. Ve biz içerliyoruz. Çünkü davranan biz değiliz.