Net olan şu: ikisinde de “yas et” denilir ki bizim olayımız siyasetten ziyade miyaset ile alakalı olacak. Siyaset “Si” sesini verip ardından “yas et” diyorsa biz “Mi” sesine bakalım derim ben. Niye? Çünkü daha erken ve daha pes bir ses de ondan.

“Geometri bilmeyen giremez.” demiş ünlü bilge. O zaman “Müzik bilmeyen yaklaşamaz.” demenin vaktidir.

“Yahu ne diyor bu? Ben bir şey anlamıyorum.”

Yapay zekanın taklit edemeyeceği edebiyat yapmak için parçalıyorum kendimi. Muz dedikten sonra penguen dersen yapayın algısı karışıyormuş. Ara sıra alakasızlıklar yapmak gerekiyormuş. Yapay zeka ile rekabet edilen meslekler ve ağır/hafif makine ile rekabet edilen meslekler vs…

Neyse ki miyaset siyasete yakın bir şey. Yani kısa süre sonra anlaşılamazlık mümkünsüz hale gelecektir.

Bakalım heybeye sığmayıp anca hurca istiflenebilecek mevzular olarak elimizde neler var… Ve fakat evvelden belirteyim; siyaseti miyaseti konuşmak demek siyasileri konuşacağız anlamına gelmez. Hatta günlük gündem ile bağlı olmamız bile gerekmez. Siyaset sadece şartlara uymak ile alakalı değildir. Siyaset 5.000 yıl sonrasını da düşünür, 50.000 yıl sonrasını da düşünür, 300.000 yıl öncesini de düşünür. Siyaset konuşmak için Türkiye’nin siyasi gündemini pislik içinde bırakan kötüler yönetimliğinin etkisinde kalmamız gerekmiyor. Cumhurbaşkanı denmeden de siyaset konuşulabilir. Ne kadar garip… Tuhaf… Eskiden Cumhurbaşkanı zaten siyaset üstü idi. Tam bağımsız ve herkese eşit mesafede bir duruşu vardı Cumhurbaşkanlığı’nın. Şimdi ise Ampul Partisi Genel Başkanı partiden aylık maaşını alıyor. Arada ek iş olarak Cumhurbaşkanlığı yapıyor. Bir de oradan maaş alıyor. Ek işli Cumhurbaşkanı. Absürt bir vaziyet.

Niye böyle oldu? Çünkü Ampulcu Genel Başkan Cumhurbaşkanı olacağını anlayınca partisinin yönetimini emanet edecek güveni kimseye karşı duyamadı. Sırf bu sebeple Cumhurbaşkanlığı’nı siyasi parti üyeliğine açtı! En kötü amaçlı teröristlerin başaramayacağı bir yumruktu bu devlete indirilen. Tarafsız Cumhurbaşkanlığı’mızı yitirdik. Bunu yapan hakkında redd-i itibar yapılmalıdır. Gerekirse 10, gerekirse 100 sene sonra… Ve ancak mutlaka redd-i itibar yapılmalıdır.

Biz siyasetimize bakalım. Makam ya da şahıslara bakmamaya çalışalım. Çünkü söz konusu olanların komedi yoksunu olduğunu bilmek gerekiyor. Komiklik zeka ürünüdür. Karşımızda 25 yıldır bir tane bile espri, şaka yapamamış insanlar var. Mahlası Avnî olan bile vatandaş ile şakalaşmayı bilmiş ve insanları güldürmüştür. Çünkü insanın iyiliğini isteyen insan o insan gülsün ister. Bu kadar basit.

Aklınca bir “şaka” yapmıştı eski Başbakan… 23 Nisan’da koltuğunu paylaştığı sabiye “Artık Başbakan’sın; ister asar ister kesersin!” dedi ve kendi söylediğine hönküre hönküre güldü. Devleti tehdit ediyordu Canlı Yayın’da. “Asarım keserim!” diye bağıran dumruldan farksız.

Yani şaka yapmaya da kafa basmıyor.

Çoook çook eskiden… Eski Türkiye diye bir yer vardı. Burada devletin tepesindeki Cumhurbaşkanı haftada bir Ulusa Sesleniş yapardı Canlı Yayın olarak. Sonra hafta boyunca kameraların, mikrofonların karşısına pek geçmezdi. Çünkü Eski Türkiye’nin yönetilebilmesi için onun en tepesindeki bir kişinin

ayda en az 10.000 dosya kağıdı okuma yapması zorunludur. Zaruridir. Bu görev aktarılamaz. Tabii bu Dolmabahçe Sarayı’ndaki ofisinde Beşiktaş’a yanaşan Kadıköy Vapuru’ndan inen hanımlara bakmakla meşgul olanın yapabileceği bir şey değil. Bu sebeple ikoncanlar gibi sürekli ekranlarda, nereye gitse yanında medya. O kadar “kudretli” ki medyayı atlatamıyor.

Dediğim gibi, mahlası Avnî olan bile ahali ile şakalaştı… şimdilerde ise vatan kaliteye yabancılaştı.

-Fetö terör mü?

-Fetö’ye destek ve yataklık terör mü?

-Akp Genel Başkanı Fetö’ye “Hocaefendi” dedi mi 21 yıl boyunca?

-Bu durumda Akp’ye destek ve yataklık nedir?

Bu sorulara cevap vermeyi reddediyorum.

-Kulaklarınızla duydunuz. Teşekkür ederim sayın jüri.

Artık Türkiye’nin Fetö ile anılan bir yarı-milli bir günü var. Hatta o gün için resmi tatil bile veriliyor. Şimdi sıra Pkk’ya bir gün hediye etmekte.

Ulusal Kürt Günü?

Camiler selâ okur o gün falan. Tıpkı Fetö’nün gününde ki gibi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu Anıtkabir’deki Anıt Defter’e günlük tutsa nasıl olur acaba? Yani kalkıp benim gibi onlarca sene günlük yazsın demiyorum ve ancak; belki de bir hafta ya da bir ay boyunca olanlar hakkında en samimi ve resmi görüşlerini devletin en öncelikli arşiv kaydına birebir işlemesi milli tarihimiz için önemli olabilir. Muhalif olduğu için zorbaca özgürlüğünden yoksun bırakılanların sadece isimlerini nakşetse bile devletimizin utanacağı bir çeyrek yüzyıl geçirdiğimiz net olarak beyan olabilecektir.

Yeni Türkiye’de imam-hatip okulları sıradanlaştı. Hepimiz biliyoruz. Çocuklar yanlış yapmamayı değil, yanlışı gizlemeyi öğrenir oldular. Normal bir imam-hatip öğrencisi kendi Hicri doğum gününü bilmiyor biliyor muydunuz? Hatta imam-hatipliye sorsanız “Benim miladi doğum günüm şu şu; Hicri doğum günüm ne zaman oluyor? Sen imam-hatip bitiriyorsun. Bilirsin.” Suratınıza alık alık bakacaktır. İşin ciddi tarafı şu: Avrupa’da bazı din içerikli orta öğretim kurumları var. Bütün Avrupa kıtasında bunların sayısı 20’yi geçmez. Çoğu İslam ülkesi bu okullardaki öğrencilerin eğitim durumu denkliğini kabul etmez. Yani basit ifade ile: Suudi Arabistan, Rahip ve Rahibe Lisesi’nden mezun olan bir öğrenciyi Suudi Arabistan’da lise mezunu olarak kabul etmez. Bu öğrenci Suudi Arabistan’da üniversiteye kayıt olamaz.

Yani din merkezli okulların uluslararası tanınırlığı şaibelidir. Yakın bir zamanda AB’nin ya da ABD’nin ya da BM’nin “İmam-hatip okullarını evrensel müfredata uyumsuzluğundan dolayı tanımıyoruz.” demesi ihtimali olasılık dışı değil maalesef. Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali gösterdi ki geçmiş zamanlı diploma iptali yapılabiliyor. Yani imam-hatip diplomalarının iptali için mevzuat uygun ve emsal mevcut.

Bunun yanında ÖSYM sistemimiz de göçük vaziyette. Artık Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptığı yabancı dil sınavlarına kimse rağbet etmiyor. Japonya’ya gidip “Ben YDS’den şu skoru aldım.” dediğinizde bu Japon için hiçbir şey ifade etmiyor. Artık uluslararası tanınırlığı kabul gören yeni sınavlar var. Bu sınavlar hakkında internette kolayca bilgi bulabilirsiniz.

Türkiye merkezli sınav ve değerlendirme sistemi aslında küresel anlamda en güvenilir olanlarından biri olmaya adaydı. Önce boz, sonra yap, sonra böbürlen partisi bunu da bozdu.

Üniversiteleri kendi mezun ettikleri öğrenciyi aforoz etmek zorunda bırakarak Türk Üniversiteleri’nin sınırlar ötesi itibarını hallaç pamuğu gibi dağıttı.

Yabancı dil sınavına girecek Domaniçli gençlere naçizane tavsiyem uluslararası tanınırlığı olan değerlendirme kurumlarını kısaca bir araştırmalarıdır.

Kapanışı ihmal edilmemesi gereken bir uyarı ve hatırlatma ile bağlamak gerekirse;

Siyasi hizmet süresi tıbbidir.