Geçenlerde yapay zekâya "NATO nedir?" diye sordum. "NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), 4 Nisan 1949'da Kuzey Amerika ve Avrupa'dan 32 üye ülkenin katılımıyla kurulmuş siyasi ve askerî bir ittifaktır. Amacı, üye ülkelerin özgürlük ve güvenliğini siyasi ve askerî yollarla garanti altına almaktır. II. Dünya Savaşı sonrasında, özellikle Sovyetler Birliği'nin Avrupa'daki yayılma politikasını dengelemek amacıyla kurulmuştur. İttifakın en önemli dayanağı olan Kuzey Atlantik Antlaşması'nın 5. maddesi, toplu savunma ilkesini içerir. Bu maddeye göre; üye ülkelerden birine veya birkaçına yapılacak silahlı bir saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılır ve her üye bu saldırıya karşı ortaklaşa gereken müdahaleyi yapar. Merkezi Belçika'nın başkenti Brüksel'de bulunan NATO'nun kuruluşunda 12 üye yer alırken, günümüzde bu sayı 32'ye ulaşmıştır. Türkiye, 1952 yılında ittifaka katılmıştır. En son katılımcılar ise 2023 yılında Finlandiya ve 2024 yılında İsveç olmuştur." dedi.

Peki, "Üye ülkeler kimler?" diye sordum. "Türkiye hariç hepsi Hristiyan ülkeler." dedi. "Bizi bu Hristiyan kulübüne kim soktu?" dedim. Milliyetçi-muhafazakâr bir parti olan Adnan Menderes'in Demokrat Partisi olduğunu söyledi.

"Bugüne kadar Türkiye'ye defalarca saldırı oldu; dün Ermenilerin ASALA örgütü, son kırk yıldır da PKK terör örgütü... NATO, 5. maddeyi niye işletmedi?" dedim. Meğer o örgütleri de NATO'yu kuran ülkeler destekliyormuş! (O bilgiyi de el altından aldık.)

"Biz, 1923'te bağımsız bir devlet kurmuştuk. Niye Amerika'ya bağlandık ki?" dedim. Yapay zekâ, "Onu git Menderes'e sor." dedi.

"Bu NATO'nun son yıllarda yaptığı kayda değer bir şey var mı?" diye sordum. "Irak," dedi, "Suriye, Afganistan, Libya, Filistin..." dedi. "Ama İran'a karışmıyor." dedi. Gerçi öbürleri de münferit olaylarmış; resmî olarak bu operasyonlarda da NATO yokmuş.

Geçtiğimiz günlerde NATO, Türkiye'nin ev sahipliğinde büyük bir toplantı düzenledi. Bu toplantıyı medyanın bir kısmı yerden yere vurdu, diğer bir kısmı ise göklere çıkardı.

Mesela, yabancı ülke başkanlarını, zamanında dünyaya diz çöktüren Osmanlı'nın mehter marşıyla karşılamışız; bu çok hoşuma gitti. Fakat "Kol kırılır, yen içinde kalır." atasözümüze dayanarak bakımsız evlerin, yoksul semtlerin önüne perdeler çekmişiz, yolları trafiğe kapatmışız. NATO'nun başındaki adam da, "Ay efendim, Türkiye'nin yolları pek geniş, üstelik hiç trafik yok. Her yer bomboştu!" demiş. Pek güldüm! Demek ki kandırmayı başarmışız. Her şey iyi güzel de, zaten silah üreten bu ülkelere neden silah hediye ettiğimizi pek anlamadım.

NATO'nun en tepesindeki isim bizi pek sevmiş, pek övmüş; "Ne dersem yaparlar, hatırımı kırmazlar." falan demiş. Üstelik, "Artık parasını ödeyip ortak oldukları uçakları onlara verebilirim." diye lütfetmiş. Yahu, parasını ödediysek, ortaksak, sen hakkımız olanı bize neden vermiyorsun ki?

Zamanında Rus uçağını vurup hava atalım derken Rusya'yı kızdırmışız. Kendimizi affettirmek için de Ruslardan S-400 almışız. Ee, ne olmuş? Aldık da kullandık mı sanki? Amerika'dan da bir sürü yolcu uçağı aldık. Hem de çok pahalıya, üstelik kendi uçaklarımız olduğu hâlde. Kaya kazı da aldık...

Neyse... Bir NATO toplantısı oldu, kafalarımız iyice karıştı. 31 Hristiyan ülkenin arasında tek Müslüman ülke olarak bizim ne işimiz var? Bunlar bizden ne istiyor? Biz bunlara neden bağlandık, 6. Filo'ya neden secde ettik? Ne istediler de verdik?

Hakikaten, NATO neydi sahi?