Kusura bakmayın ama ben yine Ferdi Tayfur diyeceğim…
Meslek olarak kendimize gazeteciliği seçtik. Büyük şehirlerde yorulup, “Memlekette devam ederiz” dedik. Otuz yıllık gurbetin gemilerini yakıp geldik. Meğer küçük yerin derdi, büyük yerden daha büyük olurmuş, bilemedik.
Bilenlerin susup bilmeyenlerin konuştuğu, çıkarcıların kılıktan kılığa girip dokuz takla attığı, vatan için namusu sayılan bir oyunun satıldığı, siyasilerin seçilene kadar bol keseden atıp seçildikten sonra seçmenin Kâbe’si olduğu bir dönemde; elbette görevimizi yerine getirmek için elimizden geleni yapma gayretiyle haber, öngörü, eleştiri ve övgülerle işimizi icra edeceğiz.
Ama diğer taraftan biz de insanız. Özel hayatımız var, acılarımız, kederlerimiz, hayallerimiz, sevinçlerimiz var…
Doğuştan bir Almancı çocuğu, küçük yaşlarda da kendisi gurbetçi olan ben; kah köyümden sevdiklerimden, kah anadan, kah babadan, kah her ikisinden ama genel olarak kardeşlerinden sürekli ayrı yaşamış biri olarak, içimde yanan “hasret ateşine” Ferdi Tayfur ile teselli buldum.
Babamın güç bela taksitle aldığı Philips teypten “Almanya Treni” diye ağlayarak şarkı söyleyen Ferdi Tayfur’u dinledikçe içim yana yana yanardı.
O zamanlar Ferdi abimizi Hey, Şey, Hafta Sonu, Ses, TV’de 7 Gün gibi dergilerden takip ederdik. Halkın paralarıyla yayın yapan malum sansürcü TRT’miz, şimdi olduğu gibi o zamanlarda da halkın istediğini değil, iktidardaki siyasinin ağzıyla hareket eder; milyonlara kulaklarını tıkardı.
Gurbetçiler; Yüksel Özkasap, Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay, İsmail Mersinli, Ali Seven, Ahmet Turşah, Esengül, Yıldıray Çınar dinlerdi.
Ben ise sadece Ferdi Tayfur.
Beton yığını apartmanlarda, fabrika gürültülerinin sesine karışan “Kır Çiçekleri”ni dinlerken köyümün kuş seslerini ve yeşilini düşlerdim. “Bilsen uzaklarda kimler ağlıyor” derken Ferdi abi, içimden; “ben, ben” diye haykırırdım. “Postacılar mektubunu getirmez oldu” eseri yok mu ya… Beşinci kattan koşarak posta kutusuna bakmak ve elin boş geri beşinci kata çıkmak ne demek bilir misiniz?
“Bu günler yaşanacak” dese de Ferdi abi, zor gelirdi bana o düzensiz hayat. Çocukluk arkadaşın yok, kah anan kah baban yok. Herkes bayramlarda bir araya gelirken sen dört duvar arasında, yalnız başına, kimsesiz, güçsüz, çaresiz bir çocuksun. “Kolay değil” dediğin gibi Ferdi abi…
Modern bir şehirdesin; altında istediğin araba, sokaklarda fıstık gibi kızlar, para diye bir derdin yok. Ama sen köyünün çamurlu yollarını özlersin, çeşme başında elleri kınalı, kıpır kıpır köyünün şalvarlı kızlarını özlersin. Patlat be Ferdi abi “Çeşme” parçasını, “hasret ateşimiz” sönsün!
Gün gelir benden önce ölürse nasıl dayanırım derdim. Öldüğünü duyunca kafamı duvarlara vura vura şişirdim. Hani derdin ya Ferdi abim; “Olsan içmez miydin benim yerimde” diye… İçtim abim, içtim ama teselli olmadı.
Her zaman derim; yoktur benim bir partim, bir liderim, bir şeyhim. Taraf değilim hiçbir takıma.
Benim için önce ben, sonra ailem ve memleketim, sonra da Ferdi abim…
Sen de “Geçen yıl bu zamanlar” yaktın beni, gittin be Ferdi abim!