Bu yıl yaz mevsimi gerçekten gelecek mi bilmiyoruz; ama bildiğimiz bir şey var ki havalar ısınır ısınmaz ormanlara girişler yine yasaklanacak!
Biz köylü çocukları çok iyi biliriz; bundan birkaç yıl öncesine kadar ormanlara girişler yasak değildi ve bu kadar büyük orman yangınları da çıkmıyordu. Keçilerimiz kurumuş ağaç köklerini kemiriyor, hayvanlarımız otların aşırı büyümesini engelliyor, insanımız dal budak ne varsa toplayıp temizliyordu. Tarlada çalışırken veya çoban hayvanıyla dağda yatarken sabaha kadar ateş yakıyor ama bir tek yangın çıkmıyordu. Çünkü ormanın gerçek sahibi ormanı koruyordu.Ne zaman ki ormanlar insana ve hayvana yasaklandı, işte o zaman yangınlar arttı. Peki, çıkan yangınların asıl sebebi ne? Şimşek düşmüş, elektrik tellerinden kıvılcım fırlamış, maden çalışmalarından veya orman kesimi sırasında bir şeyler olmuş... Mış da muş! Dikkat ederseniz, bu felaketlerin hiçbirinde sıradan vatandaşın, köylünün suçu yok!
İnsanlık binlerce yıldır alkol de sigara tüketiyor. Ancak son yıllarda ülkemizde alkollü mekanlar sınırlandırıldı, kapalı alanlarda sigara içmek yasaklandı. Ormanlardaki resmi piknik alanları paralı, her şeyin serbest olduğu mekanlar ise pahalı. Bu yüzden son birkaç yıldır ipini koparan, gözden uzak olmak için ormanın derinliklerine kaçıyor. Kimi içip içip şişeleri uluorta fırlatıyor, kimi yediğini içtiğini olduğu gibi bırakıp gidiyor. Ahlaki çöküşün başladığı günden beri, yasakların asla çözüm olmadığını, insanların bu denli bunaltılmaması gerektiğini yetkililere elimizden geldiğince haykırıyor, uyarıyoruz. Bir orman yangınını söndürme çalışmasının maliyeti milyarlarca lirayı buluyor. Binlerce insan, yüzlerce arazöz, onlarca helikopter ve uçakla günlerce süren bir savaş veriliyor. Doğamız ölüyor, yaban hayatımız yok oluyor, ağaçlarımız kül oluyor, geleceğimiz çalınıyor! Oysa çözüm o kadar basit ki: Bırakın gariban insanlar, orman köylüleri ormanlarına girsin; insanca yaşasın, eğlensin ve korusun. Orman Bölge Müdürlüğü ve Jandarma ekipleri zaten sürekli uygulama yapıyor. Buna ek olarak, yaz ayları boyunca motorlu gençlerden gönüllü kontrol ekipleri kurulsun. Her piknikçinin plakası, kimlik bilgileri kayıt altına alınsın. Bulunduğu alanı pis bırakanlara, yangına davetiye çıkaranlara en ağır cezalar kesilsin ve bu kişiler ifşa edilsin. Şişe atana, çöp bırakana karşı "bizim partiden, tanıdık mevkiden" sığınaklarına göz yummayacak, dik duracak yetkililerimiz olsun yeter. İnanın bu yöntemin maliyeti, yangın söndürme maliyetinin binlerce kat daha azı olacaktır.
İşte tam bu noktada akla tek bir soru geliyor: Ormana giriş yasaklarındaki gaye gerçekten ormanlarımızı korumak mı? Öyle olsa, yasaklardan sonra yangınlar bu kadar artmazdı! Geçtiğimiz günlerde CHP Domaniç İlçe Başkanlığı'nın yeni hizmet binası açılışında konuşan Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal dikkat çekici bir iddiada bulundu. Sarıbal; “2002 yılında Domaniç ormanlarından 30 bin metreküp ağaç kesiliyordu, şu an bu rakam 150 bin metreküpe çıktı. Ormanlardan keçileri çıkarıp, müteahhitleri soktular” dedi. Söyledikleri acı bir gerçek midir yoksa siyasi bir eleştiri midir, orasını bilemeyiz. Ama halkın kafası karışıyor. Bugüne kadar, "Hadi güney bölgelerimizde yanan ormanların yerine oteller yapılıyor ama Domaniç’te böyle bir şey mümkün değil" diyerek kendimizi avutuyorduk. Ancak ya sahil boylarında ormanları yakıp otel yapanlar, bizim dağlarımızdan kesilen ağaçları kullanıyorsa? Gerçekten de Domaniç ormanlarına giriş yasağı, bu aşırı kesimler fark edilmesin diye olmasın? Eğer arkasındaki gerçek buysa; halk olarak, toprağımıza ve geleceğimize sahip çıkarak kesinlikle dik durmalı ve “Ormanlara girişler yasaklanmamalı!” diyerek demokratik mücadelemizi vermeliyiz!