Dev karlı dağdan aşağıya heyulâ gibi düşen çığ koca dağın yarısını alıp götürünce anlaşılır ki aslında olan bir heyelanmış. Biz çığ sandık. Kar hareketlendi sandık. Ancak dağ göçüyordu. Buna ayamadık.

Onun bunun adamı bir haftadır yedi yıldızlı ininden çıkamıyor. Rahmetli Necmettin Erbakan Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde şu sözleri sarf etmişti: “Bir devrim geliyor. Bu devrim muhakkak olacak. Ya kanlı olacak, ya kansız olacak. Ama mutlaka olacak.”

Devrim demek Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak demekse bunun kansız olabileceği hakkında soru sormak bile zeka azlığıdır. Bunu ister 20 yıla, ister 50 yıla yayarak yapmayı denesinler. Buna Türk Milleti izin vermez. Camilere Türk Bayrağı asmayı günah ilan edenlerin yapacağı devrimden sonra bayraklarında Ay Yıldız olacak mıdır sizce ey ahali?!

Hükümet fenalıklarını toptan yapma eğilimi içerisinde. Tepki göstermezsek bize derler ki “Siz bu olanlar hakkında susmadınız mı?”. Dönem sonuna bir ay kala, bir gecede bir kanun hükmünde kararname imzalandı ve Türkiye’nin en önde gelen vakıf üniversitelerinden biri kapatıldı! Bilgi Üniversitesi kapatıldı. Kimse alınmasın lütfen ve ancak Bilgi Üniversitesi bir tabela üniversitesi değildir. Türkiye’nin önde gelen okullarından biridir. Yurt dışında pek çok yayını olan, patentleri olan, ilime ve memlekete fayda sunan bir eğitim kurumu… Kapatanların hırsları o kadar şuursuz ki dönem sonunu bile bekleyemediler. Mezun olacak onca öğrencinin geleceğini kararttılar. Burada Türk Milleti’ne verilen ayar şu şekildedir: “Önce şunu kapayalım. Bakalım ileride bize uymayan tüm okulları kaparken nasıl tepki vereceksin?”

Ve bu iğrenç hamleyi örtmek için iyi bir şeyler yaparak denge oluşturmayı bile denemeyen bir hükümetten bahsediyoruz. Tam tersi; boku bokla örtüyor. Bir anda “Butlan” diye bir kelime hayatımıza girdi. Allah aşkına, yüce Mevlâm Mutlak İlah Yaradan’ın aşkına biri bana diyebilir mi “Bu kelimeyi biliyorum.” diye? Yahu ben yazar adamım be! Yurt dışında kitaplarım yayınlanmış, ilk Türkçe kitabımı çocuk yaşta 25 sene evvel yayınlamışım. Ben bilmiyorum böyle bir kelime! Ya “Kayyum”a ne demeli? Cami hademesi demek “Kayyum”. E peki seçilmiş belediye başkanlarının yerine atananlara neden “kayyum” deniyor? Hiçbir alakası yok. Abuk sabuk. Dalga geçiyor hükümet yani. Yalnız kaldıklarında gülüyorlar “Bir de kayyum dedik atadığımız beçinlere! hahaha!”

Ahali… Bu olanlar hakkâni değil. Kendisini sandıkta mağlup eden muhalefet liderlerini zorbalık ile bertaraf ediş çabası alelen açıkta. Hepimizin gözleri önünde. Hani sokakta 80 yaşlarında bir karı koca görürsün. Bir anda yanlarından geçen bir motorlu, kadının çantasını tutar yanlarından geçerken. Yaşlı çift direnir. Motorlu motorundan iner ve çifti darp etmeye başlar. Tüm bunlar 2 saniye de olmuştur. İzleyecek misin Türk?

6 yaşında çocuk gaza gelip topa sert vurdu ve top park halindeki arabaya çarptı. Arabadan bir adam indi ve çocuğu acımasızca tokatlamaya başladı. İzliyor musun Türk?

Bariz haksızlığa tahammül sabır mıdır Türk?

Demokrasi. Türkçe’de anlamı halkhükmü. Bunun için Dünya’da milyonlarca insan hayatını verdi. Dünya’nın dört bir yanında insanlar, kitleler halkhükmü ile kendi idaresini eline alabilmek için mücadele etti ve halen ediyor. Halkhükmü öyle bir şeydir ki olduğunda etkisi anlaşılmaz, olmadığında ise eksikliği net hissedilir. Ve halkhükmü alıngandır. Dünya’nın önde gelen ülkelerinden biri olan Türkiye’de halkhükmünün cebren ve kasıtlı olarak gasp edildiğini gördüğünde Amerikan, Fransız,

Japon, İtalyan, Alman, Kanadalı, Koreli, İrlandalı ne hissediyor biliyor musunuz? Kendilerinin annelerine sövülmüş gibi hissediyorlar. Atalarının uğruna canını verdiği idealin saldırıya maruz kalması, Dünya’nın neresinde olursa olsun halkhükmüne sadık ulusları rahatsız etmektedir. Ve Kurtuluş Savaşımız… O savaşta cephe siperlerinde en çok konuşulan konulardan biri neydi bilmeliyiz.

“Mehmet, sen senin toprağınla ne yapacaksın?”

“Ya Mustafa, bize toprak falan verecekleri yok. Savaşalım diye diyorlar onu.”

“Yahu Kumandan kendisi söylemiş. Artık parasını ödeyen herkes toprak edinebilecek.”

“Mustafa, kardeşim. Kendini kandırıyorsun. Bu devirde kimse kimseye serbestçe toprak alıp sattırmaz. Toprak İstanbul’un mülküdür. Daha da ötesi berisi yok.”

“Ama cumhuriy…”

“Neyse kardeşim… İzin ver biraz uyuyayım.”

Atanızın, kanınızın; cumhuriyet olsun, inanç serbestisi olsun, mülk serbestisi olsun diye kendini feda ettiğini hiç unutmayınız.

Bir devir içindeyiz. Hükümetimiz 25 yıldır değişmiyorsa, bu bir devir olarak adlandırılabilir. Ampul Devri! Adından da anlaşılacağı gibi berbat bir ahlaksızlık dönemidir bu. Lale Devri gibi değil; bu daha ziyade örtülmüş bir ahlaksızlık dönemi.

Ampul ha? Pul alınır-satılır… yalanıp yapıştırılır. Mektup gönderirken zarfın üzerine eklenir. Bazıları koleksiyonunu yapar. Bu insanlara filatelist denir.

Bir de Borsa vurgunu olayı var. Çok basit ifade etmeye çalışayım; Hükümet kendine yakın olan paralı patrona diyor ki “Yarın kriz patlatacağız. Sen hisselerini bugün yüksek rayiçten sat.”. Ekonomik dahi olan patron denileni yapıyor. Bugün sattığı hisseler yarın kriz patlayınca %40 değer yitiriyor. Ve akıllı patron haramını sallamadan dün sattığı hissenin parasıyla bugün değeri düşen hisseyi alıyor. Böylece hem para hem de hisse cukkalamış oluyor. Hükümete ne veriyor peki? Kızını, yeğenini veriyor gururla. Tabii usulünce…

Gündem erozyonunda daha neler var neler ve fakat gelin bizler bir de iyi namına ne yapılmaya çalışılmış ona bakalım: UEFA Avrupa Ligi Finali İstanbul’da Dolmabahçe İnönü Stadı’nda oynandı. Freiburg ile Aston Villa kapıştılar. Aklımda en çok kalanlardan biri ilk yarıda Aston topçusunun Freiburglu futbolcuya yaptığı dehşet sert hareketti. Adamın resmen kemiğini kırayazdı. Ve hakem sadece sarı kart gösterdi. Yani Final Maçı’nın ilk yarısında kırmızı kart gösterme cesaretini sergileyemedi.

Maç esnasında saha ile tribünler arasında acayip sayıda insan bekleştiğini görünce bir garipseme geldi bana. Ayrıca maçın devre arasında bir şov organize edilmemiş olması devasa bir hödüklük nişanesi sayılabilir.

Yine de kazasız belasız bir Final misafir etmiş olmamız her açıdan iyidir.

Bu maçta tribünde Prens William vardı. Adam İngiltere’den kalkmış gelmiş taraftarı olduğu Aston Villa’yı destekliyor. Hiç dikkatinizi çekti mi? Türkiye’de kimse ile bir görüşme yaptı mı? Kimseyi ziyaret etti mi? Ekselans İstanbul’a kadar geliyor ve T.C. zirvesi ile muhabbet ihtiyacı bile duymuyor. Adam yerine koymuyor yani. Demek ki neymiş?.. Shaq O’Neal ile Prens William arasında bir fark varmış. Zaten hükümet kabinesinden kimselerin böylesi önemli bir etkinliğe katılıp stada gelememeleri konu ile ilgili yeteri kadar fikir veriyor. Hükümet yuhalanmaktan çekiniyor.

Heykeller haykıracak! Cumhuriyet yaşayacak! Gericiler aydınlanacak! Türk “Dur” diyecek ve bu karanlık vakitler bitecek!

Ahirette herkes hak ettiğinin fazlasını alacak.

---

Halkın iradesinin millet üzerinde tahakküm oluşturmak hevesine varlığını teslim etmişlerin iştahına kurban edilmediği… Kutsal Bayramımız’ın resmî ve kamusal kanunsuzlukları örtmek için kullanılmadığı… Türk’ün dünü, bugünü ve yarınının birleştirici güç ve kültürü Domaniç’in kurucu, yapıcı, yenilikçi, çalışkan, temiz ve muhafazakar vasıflarıyla Türkiye ile Dünya’ya rehberlik ve liderlik ettiği… küçüğün büyüğü saydığı, büyüğün küçüğü sevdiği, ilahi bolluğun yöremiz ile cümle insanlığa nasip ve helâl olduğu… ailelerin, sülalelerin, inananların beraberce ve neşe ile güven içinde kutladığı bir Kurban Bayramı diler, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim.

Bayramınız mübarek, sofranız bereket olsun.