Çok şükür bugünü bize nasip etti Yaradan. Zaman etkisi ile olanları bugüne tercüme ettiğimizde olanlar şunlardı:

Kanalİstanbul açıldıktan sonra İstanbul’daki uluslararası deniz taşımacılığı buradan yapılır oldu. Bu İstanbul’a inşai açıdan çok büyük kolaylıklar sundu. Şehir ahalisi kendince kararınca kayık, tekne sahibi oldu. Artık Boğaz’da seyretmek çok daha güvenli hale geldi çünkü. Ayrıca Sarayburnu açıklarına demir atan yüzlerce geminin uzaklaşması deniz kirliliğinde de azalmalara neden oldu. Proje asla kendini amorti etmedi. Hep zarar olarak kaldı. Eğer mevcut gemi trafiği 2.500 sene sürerse proje kendi sermayesini karşılayabilecek yani.

Bu saçmalığa ilk isyan eden Rusya oldu. “Bana ne!” dedi adamlar; “Doğal su yolu varken ne diye para ödeyeyim geçmek için?!” tribine girdiler. Ve bir Rus şilebi Sarıyer’den Boğaziçi’ne daldı. Tarabya’ya ulaştığında geminin karşısına Türk hücumbotu dikildi. Cüsse olarak hücumbot söz konusu geminin onda biriydi ve ancak bir vuruşuna bakardı durum. Rus gemisi hız keseceğine tam yola bağladı. Hücumbotumuza çarptı!

4 saniye içinde Türk topçu Rus gemisini batırdı. Dünya olanları canlı yayında izledi. Küresel çalkalanma başladı. Rusya Türkiye’ye savaş ilan etti! Çin Rusya ile ortak savunma paktı olduğu için otomatikman savaşa girdi. Hindistan ise “Bu Türkler paso Pakiler’e destek çıkıyor. Gireyim de yamultayım şunları.” diyerek ittifaka katıldı. ABD durumun kurtlar sofrasına döndüğünü görünce “Bir parça koparırım.” deyip savaşa dahil oldu.

Yani durum şu: ABD, Çin, Hindistan ve Rusya eş zamanlı olarak Anadolu’yu işgale geliyor. Kuzey ve kuzeydoğudan Rusya 3 milyon asker ve nükleer deniz kuvvetleri ile işgale başladı. Hindistan güneydoğudan hava bombardumanına başladı. ABD Akdeniz’de tüm hakimiyeti eline geçirip Türkiye’nin Dünya ile bağlantısını kesti. Çin donanması ise yolda. Söylediklerine göre 5 milyon asker getireceklermiş. Hatay savaş sürerken İsrail’e ilhak oldu. Kıbrıs’ta Türk nüfus vahşice katledilir durumda. Rusya’yı cephede tutmayı başarınca Erzincan’a nükleer bomba atıldı.

Çıkış var mı sizce? Gerçekçi olalım. ABD, Çin, Rusya ve Hindistan’a karşı Türkiye… Tek ihtimal var: anca Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün olacak ki, askeri dehan olacak ki böyle bir yükün altından kalkabilesin.

Bundan yaklaşık yüz yıl önce İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya aynı anda ve eş zamanlı saldırdı yurdumuza. O zamanın en büyük güçleri idiler. Düşman hakkında madara oldular denilmez. Pişman oldular diyelim.

Bu başarıyı sağlayan; kişisel not defterlerine Türkiye’nin semt ve mahallelerinin ne kadar güvenlik personeline ihtiyaç duyduğunu, hangi bölgede hangi silahın elzem olduğunu yazan bir dâhi olan Atatürk’ten başkası değildir.

Kurtuluş Savaşı Zaferi’ni Türk Tarihi’nin en önemli mertebesine taşıyan şudur: Eğer bu savaşı kaybetseydik Malazgirt yalan olacaktı. İstanbul’un Fethi yalan olacaktı. En büyük kazanımlarımızı yitirecektik. Zaferlerimiz silinecekti. Durum buydu.

Bu savaştan alınan öncelikli ders: tarım ülkesi olmak kritiktir. Ordu doyurabilir olmak en önemli unsurdur. Eken biçen; milletin anası ve babasıdır yani. Arkasına elit korumayı alıp çiftçiye hakaret

eden, üreteni aşağılayan ulanların anlayabileceği bir şey değil bu. 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarını bir hafta öncesinden yapıp bayramı bayramda kutlamak vasfından bile yoksun vaziyette olan ullanların anlayabileceği bir kavram değildir askeri zafer. Aralarında günler olan özel günleri birleştirip “ikisi bir arada bayram”, “üçü bir arada bayram” kavramlarını türeten hayasızların anlayabileceği işler değil bunlar.

Bir Savaş Senaryoları Kitabımız olsa devletimize faydası olabilir gibi görünüyor. Nedir bu? Basit ifadeyle Dünya’da cereyan edebilecek tüm savaş ihtimallerini yazmaktır. Nerede ne olacağını bilirsek neyi nerede neyin durdurabileceği hakkında öngörümüz olur. Böylesi bir kitabı yazabilecek olan Dünya tarihinde en çok farklı ulus ile cenk etmiş olan Türk’tür. Gerçekten de Çin’den, Moğolistan’dan, Hindistan’dan, İran’dan, Doğu Roma’dan, Fransa ve İngiltere’ye kadar pek çok ulusla savaşmışlığımız var. Bu bizi iyi yapar mı? Tabii ki de! Çünkü insanların genelinin berbat olduğu açıkça ortada.

İlk devletimizin adı Hun. Hun demek insan demektir. Yani İnsan Devleti. Aman efendim; pekte alçak gönüllüymüşüz yahu.

“Diğerleri ne peki?”

Yarın Türk’ün başarı günüdür.

Yarın Zafer Bayramı’dır.

Yarın kaybedenin çok, galibin yek olduğu bayramdır.

Türkiye’nin Türk’ün ebedi evi olduğunu tüm Dünya’ya kabullendiren direniş, savunma, sabır, kahramanlık, özveri, inanç, çeviklik, birliktelik ve askerliğin sergilendiği Kurtuluş Savaşımız’ın adil ve adaletiyle son bulması için canını dişine takan, oğullarını cepheye uğurlayan analar ve kanı ile toprağa rengini veren tüm Şehitlerimiz’e rahmet diler, Gazilerimiz’in ellerinden hürmet ile öperim. Kurtuluş Savaşı’nı kazanan Mehmetçik’in bugünü olan TSK’mıza güvenimiz her türlü yıpratmaya karşı devam etmektedir. Tamdır. O gün cephedeki Mehmetçik bugün nöbetindedir. Ordumuz bizim göz bebeğimizdir.

Atadan Türk’üm.