Olmalı mıydı böyle bir Dünya? Öyle bir Dünya ki içinde yaşayan her on kadından dokuzuna tecavüz edilmiş. Yaygın bir sır halini almış vaziyet. Artık bu konu hakkında konuşulmaz olmuş, hâl kabullenilir olmuş. Olmalı mı öyle bir Dünya? Kim rıza verebilir buna? Bu hayvanlaşmak değildir de nedir?
Gelin biz hayvanlara odaklanalım. Hayvanlardan bahsedelim ki ahlakımız bozulmasın.
Bilen var mı? Şu formül doğru mu; Kutup Ayısı + Kara Orman Ayısı = Panda
Karadul diye bir örümcek var, bilirsiniz. Avuç kadar bir örümcek. Dişi olanı erkek ile çiftleşince erkek kendisini döller döllemez hemen erkeği yakalayıp yiyor. Erkek çiftleşme biter bitmez kaçamazsa yem oluyor.
Peki niye kimse Karabekar örümceklerinden bahsetmiyor?
Hayvanlara hiç ürün olarak baktınız mı? Örneğin bir kara sineği yapmak ne kadar paraya mal olur sizce? Ben bu sorunun cevabını 18 milyon Amerikan Doları olarak biliyorum. Minyatürize elektronik sayesinde sinek boyunda ve sinek kabiliyetlerinde bir yarı organik robot üretmenin fiyatı bu. Kanat yapısı bir başka olay, göz yapısı bir başka olay, ayakları başka bir olay… O kadar komplike bir canlı ki yapayını yapmak acayip paralar tutuyor.
Efendim lütfen PETA (Hayvanlara Etik Muamele için Mücadele Edenler Örgütü – People for the Ethical Treatment of Animals) mensupları üzülmesinler. Ve ancak şöyle bir önerimiz var: Havalimanlarında uçaklar apronda yavaş yavaş ilerlerken gerçekten azımsanmayacak miktarda yakıt tüketiyorlar. Uçakları çekici araç ile hareket ettirmek bundan pek farklı değil. Bu durumda eşekler işin içine giriyor. Eğer yolcu uçaklarını apronda park yaparken eşeklere çektirirsek sadece İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda bir yılda 7 milyon Dolar’a yakın yakıt tasarrufu yapabiliyoruz. Ancak böyle bir işi el-aleme nasıl kabul ettirebiliriz? İşte onu bilmiyorum. Gerçi eski THY Genel Müdürü apronda deve kesmişti. Ayrıca bazı vücutçular uçak, lokomotif falan çekiyor bazen. Yani şaka maka işin olabilmesi ihtimali de yok değil.
Kırsal alanda hiç kurt görmedim. Ama kurt beni gördü. Geceydi. Ormanda yürüyordum. Ay ışığı vardı ve ancak hava bulutluydu. Bir ara ilerideki çalılıkların arkasından bir hırıltı sesi duydum. Durmadım. Yürümeye devam ettim. Bunun üzerine hırıltı “Kıh! Kırrakh!” diye kesik kesik sesler yaptı. Sanki sinirliydi kurt. Açıkça ve insan diliyle şunları söyledim: “Kurt; sen beni görüyorsun. Ancak ben seni göremiyorum. Bu sebeple heyecanlıyım. Yani tehdit değilim. Açsan yiyebileceğinden fazlayım. İsraf sevmezsin diye biliriz seni.” Ve çalılarda bir hışırtı oldu. Yan tarafta bir anda sanki iki tane ışık saçan bilye belirdi. Bir çift ışık saçan göz. Çok bakmadı bana. Hemen kayboldu. Onu görmedim. Sadece ışık gözler gördüm.
Geçenlerde bir köpek gördüm. Zihni olarak “Merhaba dostum.” deyip gözlerimi yumdum. Köpek “Ben senin dostun değilim.” dedi zihniyle. Ben bunun üzerine “Olsun. Ben senin dostunum.” dedim. Köpek bunun üzerine “İyi tepki. Tamam. Dostuz.” dedi. Çoğu köpek beni dostu olarak görür. Bu niye “Değilim senin dostun.” olayına girdi anlamadım.
Ayrıca “Merhaba dostum.” illâ “Sen benim dostumsun.” anlamını taşımak zorunda değil. “Merhaba dostum.” ibaresi “Ben dostum.” anlamında yorumlanabilir pekala.
İnsanlar hayvanlaşıyor. Hayvanlar ise insanlaşıyor. Bunun farkındayız sanırım. Hayvanlar sosyal yapılar oluşturmaya başladılar. Komplike düşünüp belli bir hiyerarşik düzen içerisinde yaşamaya başladı hayvanlar. Bunlar insan özellikleri.
İnsanlarda ise utanç kaybı rahatlıkla görülebiliyor. Taciz, tecavüz, gasp, darp, hırsızlık, cinayet… hepsini kabul edilebilir kalıba sığdıran bir yargı yapımız var.
Hz. Adem’den geriyiz. Bu net. Kesin ve muhakkak. Hem fiziki, hem akli, hem de duygusal olarak Hz. Adem’den noksandır vaziyetimiz.
Hz. Adem’den geri düşebildiysek, ileri olmak da yine bizim tasarrufumuzda demektir. Hz. Adem’den daha gelişkin insan olduğumuzu düşünebiliyor muyuz? Sizce de insan gibi insan olmak öyle insan olmak değil midir?
İnsan gelişmek için var. İnhitat etmek için değil.
Uruguay’dan mektup arkadaşı edinir gibi yıldızlar ötesindeki bir gezegendeki acayip bir yaratıkla düşünsel iletişim kanalı açabilir hale geldiğimizde… birbirimizin zihinlerini duyduğumuzda… dokunduğumuz anda niyet tahlili yapabildiğimizde… duayı refleks haline getirebildiğimizde… Güneş’ten bir parça alıp onu Dünya’ya getirip donmuş bir taş görünümündeki bu kayaça dokunduğumuzda… hepimiz arzu ettiğimiz hayat standartlarında yaşadığımızda… birbirimizin canına, malına kast etmediğimizde…
Böyleyken böyle;
Üstün insan olmayı arzulamak şımarıklık değil bilâkis insan tabiatının en doğal içgüdülerinden biridir.
Çünkü en iyi olmayı istemek bir kabahat değildir.
Ek Not: Tecavüze uğrayan kadınların %92’si bunu kimseyle paylaşmamaktadır. Tecavüz eden erkeklerin %97’si bunu kimseye söylememektedir. Kayda geçen tecavüz vakalarının büyük çoğunluğunda mağdur ve zanlı akrabadır.